Sunday, 3 June 2012

Paralel Evrenler


Birçok izleyen Fringe dizisinin paralel evrenlerin gündeme gelmesiyle birlikte anlaşılmaz hale geldiğinden yakınıyor. Ben ise paralel evren konusunun komşu ülkeyle ilgili tartışmalarda bizzat yaşandığını gözlüyorum.  

Son ortaya atılan teklif Yunanistan’da paralel bir kur ortaya çıkması yönünde. Olay iki yatırım bankası ekonomistini karşı karşıya getirmiş durumda. Kısaca Yunanistan Euro’da kalacak ancak hazine tutturamadığı bütçe açıklarının finansmanı için IOU basarak halka arz edecek. Bu yeni çeşit borçlanma kağıtları halk arasında “nerdeyse” para gibi kullanılarak yeni bir kur ortaya çıkacak. Bu kur doğal olarak Euro’ya karşı çok zayıf olacak ve yerli kontratlar ve ödemeler bu “nerdeyse” para cinsinden yapılacak. Bu şekilde “nerdeyse” devalüasyon olacak. Ülkenin rekabet gücü düzelecek ve Yunanistan nerdeyse rahat bir nefes alacak. Gavyn Davies’in de söylediği gibi paralel kur ancak J.J. Abrahams’in paralel evrenlerinden birinde gerçekleşir. 

Ancak bu konseptin basitliği de berbat kararlardan kaçan politikacılar için kısa vadeli bir çözüm olabilir. İlginç günler bekliyor bizi. Tarih maalesef bu politikacıları pek olumlu hatırlamayacak.

Wednesday, 16 May 2012

Grexit, EuroSon ve Euro Son


Bugün ortağım beni Euro’daki short pozisyonların rekor düzeylere çıktığı konusunda uyardı. Açıkçası pek sürpriz olmadı. Yazdıklarımı okuyanlarınız da bunun böyle olmadığını bilir. Benim için sürpriz Euro’nun bu kadar uzun süre tahminimden çok daha güçlü seyretmesiydi.

Short pozisyonların rekor seviyelere çıkması da şaşırtmamalı. Geçen hafta BloombergHT’deki programda da söylediğim gibi Euro/Dolar paritesini hedge etmemek akıl almaz bir risk yönetim hatası. Dünyanın herhalde en ucuz ve en kolay sigorta edilebilecek riski. Peki, zamanlama neden? 

Cevabı hepimiz biliyoruz: Yunanistan. Bu ülke hakkında görüşler şu şekilde evrim geçirdi: “Yunanistan kesin çıkmaz” deniliyordu. Derken “Yunanistan ya çıkarsa” söylemleri ortaya çıktı. Seçim sonuçları ve hükümet kurulma sorunları ardından “Yunanistan çıkınca ne olur” endişeleri döküldü ortaya.

Böyle bir durumda Euro’yu shortlamak en kolay hedge gibi görünüyor. Çünkü Grexit sonrası ne olur bilmek çok zor. Euro/dolar short pozisyonuyla bir hamlede ucuza EuroSon pozisyonlarınızı sigorta şansınız var. Gerisini kriz tellallarına bırakırsınız. Yeterince kişiyi aynı pozisyonları almaya ikna ederlerse sürü mantalitesi gerisini halleder zaten sizin için. 

EuroSon adını Eurozone’un mevcut yapısıyla devam edemeyeceği nedeniyle 2010 yılı ortalarında koymuştum. Bölge liderleri çok kötü reçeteyi yazamadıklarından birçok kötü reçeteyle durumu idare etmeye çalıştılar. Bu kötü reçeteler dümeni ilk başta sürü mantalitesi ile çalışan piyasaların, son zamanlarda ise ne istediğini pek bilmeyen halkın eline bıraktı. 

Netice: Euro kalır, EuroSon’lanır.

Sunday, 22 April 2012

S.Pain ve S.Patch


İspanya’nın durumu yazılarımı takip edenler için sürpriz olmasa gerek. Ancak son zamanlarda bazı yerlerde riske yaklaşım bana 2007 krizi öncesini hatırlatıyor biraz. O zaman olduğu gibi şimdi de sorun olduğunu bildiği halde yatırımcılar kulağının üzerine yatmayı tercih ediyorlar. İşler kötüye gitmeye başladığında pozisyonlardan çıkacakların başında olacaklarını düşünüyorlar. Ben artık durumun ciddiyetini anlatmak için işi abartıp “burası EuroSon buradan çıkış yok” gibi uyarılar yazdım, söyledim çeşitli mecralarda. Görünen o ki bu gidişle yine çok can yanacak.

Sorunun sadece devlet borç yükü olduğunu düşünenler ve söyleyenler için de şu anda İtalya yerine İspanya’nın baskı altına girmesi yapısal sorunların en başında rekabet eksikliği olduğunun net bir göstergesi. BloomberHT’de sıkça gösterdiğim bir grafik var. Grafik İspanya’nın rekabetçi konuma gelebilmesi için Euro’nun dolara karşı ciddi değer kaybetmesi gerektiğini açık bir şekilde ortaya koyuyor. Bu olmadığı için de çok uzun yıllar Pain (acı) verici deflasyonist bir düzeltme yaşanacak. Maalesef bu düzeltme sürecinde ekonomik daralma özel sektörün borç yükünü ön plana çıkartıyor. Bu da banka sitemine geri ödenemeyen krediler olarak dönüyor. Zaten zayıf olan bankaların sermaye ihtiyacı giderek artıyor ve fasit daire bu şekide kendini gösteriyor. Korkarım İtalya'nın da sırası gelecek ancak İtalya İspanya'ya göre çok daha rekabetçi. 

İşin kötüsü EuroSon sorunları şişede durduğu gibi durmuyor. Başka ülke ekonomilerini de tehdit eder hal aldı. Liste başında ABD.

Amerika’dan gelen ilk zayıf veriler ardından programlarda özellikle Michael Taylor ile bu konuyu sıkça konuştuk. Piyasaların endişelenmeye başlaması için eşik nedir diye sorguladık ve kısa vadede risklerin arttığını izleyicilerle paylaştık. Geldiğimiz noktada artık Soft Patch dediğimiz ekonominin zayıf bir dönemden geçtiğini aşağı yukarı teyit eder duruma geldik. Böyle durumlarda katiyet zordur. Kesin emin olduğunuzda iş işten geçmiş olur.

Şu an için bunun kısa süreceğini düşünüyorum ancak içinde bulunduğumuz zayıf küresel talep ortamında kısa dönemli de olsa böyle yavaşlamalardan nasıl çıkılacağı endişesini de göz ardı edemiyorum.

Hepimiz çocuguz,
Hepimizin 23 Nisan'ı kutlu olsun. 

Sunday, 8 April 2012

TT çok net


Jim Rogers’i çeşitli ortamlarda canlı dinleme fırsatım olmuştu geçmişte. Bu sefer medyadan takip ettim ülkemize olan ziyaretinde söylediklerini. Genelde pek aynı fikirde olmayız ancak bu sefer iki konuda kendisine katılmamak mümkün değil. Jim global anlamda konuşmuş olsa da ülkemiz için çok önemli konular bunlar. 
 
Uzun süredir BloombergHT’deki programımızda ve diğer konuşmalarımda Türkiye’nin nısbi avantajlarının iki T olduğunun altını çiziyorum. Bunlar tarım ve turizm. Tekrar hatırlayalım. Ülkelerin diğer ülkelere göre nisbi avantajları, şirketlerin ise diğer şirketlere göre rekabet güçleri vardır. Türkiye’nin rekabet gücü demek teknik anlamda doğru olmadığı için sıklıkla kavram karmaşasına yol açıyor. Ülkemizin hem tarım, hem de turizm konusunda Allah vergisi nisbi avantajları vardır ve bunlar sonuna kadar kullanılmalıdır.

Tarım arazisine yatırım yapanların ne çeşit arabaya binecekleri konusunu tahmin edemesem de Jim Rogers’in global anlamda tarımla ilgili söylediklerini ülkemiz açısından çok doğru buluyorum. 

Finans konusunda da fikirlerimiz örtüşüyor. Finansın global anlamda uzun yıllar sürecek bir düşüş yaşayacağını düşünüyorum. Her ne kadar Türkiye’de bu sektörde daha gidilecek bayağı bir yol olsa da global anlamda sektör çekiciliğini kaybetmeye devam edecek. Fikri ilk ortaya atanlardan olsam da kriz sonrası ortaya çıkan küresel konjonktür, İstanbul’un finans merkezi yapılma projesinin iyi etüt edilmesi gerektiğini gösteriyor.  

Jim Rogers bir de altın konusunda olumlu konuşmuş. Ancak “10 yıl sonra $2500 olabilir” söylemi, tahmin edebilme yetisi açısından fazla iddialı ama getiri açısından çok cazip değil. Bu yıllık dolar bazında %5’e denk geliyor. TL kazanan ve TL ortamında yaşayan bir kişi bundan daha iyi bir getiriyi devlet tahvillerinden de yapabilir. Hem de kur riski almadan. Yatırım riskini dağıtma anlamında mantıklı olabilir ancak altında yüksek getiri bekleyenleri hayal kırıklığına uğratmıştır Jim. 

Hristiyan dostlarımın Paskalya Bayramını kutlarım.

Sunday, 1 April 2012

Titanların Öfkesi


Titanların öfkesi saman alevi gibiydi. Birinci filme göre çok daha iyiydi ama nasıl başladı bitti anlamadım. Zaten filmlerde devre arasına hala alışamadım. Filmin gazını alıyor diye düşünüyorum. Tatlı popcorn da satılmıyor…

Yunanistan’da da titanların öfkesi kısa surdu. Madem böyle bir çıkış yolu vardı neden bu kadar eziyet çekildi. Sorun Trichet miydi? Neticede aynı kurum ama Draghi yüzleri güldürdü… 

Sorunlara para atma yüzyıllar boyu denenmiş bir yöntem. Kısa vadede olumlu bir rüzgar estirdiği kesin. Bakın Türkiye’de bazı spor branşlarına yıllardır para atılıyor. Bu paralar he ne kadar “flaş transferler” yaptırıyor ve dünya devlerini kendi ligimizde seyrediyor olsak da aslında piyasa ekonomilerinde çok bilinen bir kavram olan “teşvik uyumu” (incentive compatibility) hep ayağımıza dolanır. Çok para teşvik yapılarını bozar. Yenilince de aynı hikayeler yazılır çizilir: “Rakibimizin toplam takım değeri bizim bir oyuncumuz kadardı. Transfer politikamızı gözden geçirmemiz gerekiyor”.  Bu sabah bayan basketbolu için okudum aynı söylemleri gazetelerde. Lakin futbol bunların başında. Sporda da aynı Yunanistan’da da. Teşvik kurgusu uygun olmazsa sonuç hep hüsran olacak. 

Titanların Öfkesi filminin en önemli bölümü bence 3D oluşuydu. Devalüasyon yoksa Deflasyon kaçınılmaz. Hiçbir ülke deflasyona fazla dayanamadığından hep aynı sonuç: Default (temerrüt). Neden bu kadar rahat konuşabiliyorum bu konuda? Çünkü Yunanistan halkının seneler boyu kemer sıkması sonucunda ne elde edecekleri net değil. Bir de artık Avrupalı dostlarının her daim yanlarında olduklarını gördüler. Neden acı çeksinler ki? İşin kötüsü bu durum diğer zordaki ülkelere de emsal teşkil etti. Kaçırılan bütçe ve borç hedefleri görmeye alışacağız. Bu yüzden devamlı surlar yükseltilmeye çalışılıyor riskler sıçramasın diye… Titanların öfkesinin ne zaman artacağı belli olmaz. Kötü geçen bir devlet tahvil ihracına bakar iş.   

Monday, 19 March 2012

Ex Ante

Derbi için nefesleri tutmuştuk bir haftadır. Dün sabah tekrar normal nefes almaya başladık. Dolaşımının normalleşmesiyle birlikte beyinlere kan gitmeye başladı ve futbol dışında etrafımızda başka şeylerin de olduğunu fark ettik.

BloombergHT’deki Küresel Analiz programında da konuştuğumuz gibi geçen haftaki en önemli olay şüphesiz bono piyasalarındaki satıştı. Haftalardır ayrışma konusu üzerinde konuşuyoruz. Burada medyada çokça yazılan, konuşulan falanca piyasa iki gün çıktı, bizimki düştü gibi kısa vadeli ayrışmadan bahsetmiyorum. 2007 krizi sonrası oluşan korelasyonların kırılması ve hatta Euro’nun piyasaya çıkmasından beri süre gelen global düzenın değişmesinden bahsediyorum. Bu ikinci bölümü programlarda ele almaya devam edeceğim. Ancak birince konu ile ilgili birkaç önemli noktaya değinmek istiyorum.

Korelasyonlardaki ilk kırılma euro/dolar ve riskli varlıklar arasında gerçekleşti. İkinci perde hisse senetleri rekorlara koşarken bono faizlerinde ciddi bir sıçrama yaşanmasıydı. Bu konuda geçen seneden beri her fırsatta yatırımcıları uyarıyordum. Bono piyasası hızlı bir ABD büyümesine hazır değil diye üstüne bastırarak söylüyordum. Gelinen noktada 
 iki soru belirdi:
1.    Bu seviyelerde hala bonolar short’lanir mı? Bence faizlerde yolumuz uzun. Ancak şunu da net bir şekilde söylemek lazım. Bonoları short’lamak Fed’e karşı pozisyon almak demek. Piyasalarda en çok bilinen söylemlerden biridir “Don’t fight the Fed” (Fed’e karşı pozisyon almayın). Onun için programda yatırımcıları bunun riskli bir yatırım olduğu konusunda uyardım. Piyasa bir bakıma Fed’e mesaj veriyor. Özellikle satışların devam etmesi durumunda Fed’in 2014’e kadar bu faiz politikasına karşı çıktığını söylüyor olacak piyasa.
2.    Hisse senetlerine olumsuz etkisi olur mu? Kısa cevap: bu seviyelerde hayır. Şu an fiyatlanan başta ABD ekonomisi olmak üzere büyümenin hızlanması ve sermaye getirilerinin artması. Bir taraftan da azalan “tail risk” güvenli limanlardan dalgalı denizlere doğru yönlendiriyor yatırımcıları.

Yazının başlığını Ex Ante koydum. Latince olaylar olmadan demek. Her ne kadar belirsizlik altında tahmin yürütmenin zor olduğunu söylesem ve hatta eğitim olarak versem de bazen basit analizlerle piyasaların önüne geçmek mümkün oluyor diye düşünüyorum. Örneğin derbiye dönersek, iki takımın da play-off’u garantilediği bir durumda basit bir matematikle bunun maksimum bir buçuk puanlık bir maç olduğunu görmek mümkündü. Bir buçuk puan için boşuna tuttuk nefesimizi hafta boyunca. Sonuçta yarımşar puana fit oldu iki takım da. Gerisi istatistik.

Friday, 16 March 2012

Dünya Bankası Türkiye Raporu ve Arda Turan


Hafta içinde çıkan Dünya Bankası Türkiye raporu gerçekten okunmaya değer (80 sayfa ama en azında Executive Summary okunmalı). Söylenenler kulağıma müzik gibi geldi çünkü uzun zamandır ülkemiz ekonomisindeki en büyük sorun olan cari işlemler açığının asıl nedenin tasarruf açığı olduğunu yazıyor ve söylüyorum. Dikkat ederseniz düşük tasarruf oranı demiyorum. Tasarruf açığı diyorum. Raporla ilgi çıkan birçok haber ve yorum bu önemli farkı göz ardı ediyor. 

Tasarrufların düşük olması kendi başına cari işlemler açığı yaratmaz. Cari açığın temelinde tasarruf ve yatırım oranı arasındaki fark vardır. Sonuçta %12’lik bir tasarrufunuz varsa ve yatırımın milli gelir içindeki payı da o seviyedeyse cari açık oluşmaz. Çin’in rakamların baktığımızda bu durumu net görüyoruz. %45 gibi akıl almaz bir yatırım oranına rağmen %50’yi aşan tasarruflar cari fazla verdiriyor. Sonuçta ne kadar ve nasıl büyüme hedeflendiği önemli. Bu bağlamda ülkenin tasarruf oranı (yorgan) dengeli ve sürdürülebilir büyüme hedefi (ayak) ile tutarlı olmalı yoksa “boom-bust” (hızlı büyüme - hüsran) döngüsü kırılamaz. 

Bu durum dün akşamki BJK-A Madrid maçını hatırlatıyor bana. “Avrupa’da final oynamak” gibi bir hedefle yola çıkarsanız, bu hedefi tutturmak için gereklerini de yerine getirmeniz gerekir. Maçtan birkaç hafta önce değil, yıllar önce. Maçtan daha ilginç olan, alkışlanacak bir oyun çıkararak karşı takımda olmasına rağmen tribünde birçoğumuzun takdirini kazanan Arda’nın maç sonrası söyledikleriydi. Daha disiplinli çalıştıklarını ve bu sayede güçlerini daha ekonomik kullanabildiklerini söyledi. Anahtar kelimeler: DİSİPLİN ve GÜCÜN EKONOMİK KULLANIMI. 

Arda’nın söylediklerini ekonomiye uygularsak şu sonuç çıkıyor. Eğer yerel yatırılabilir fon miktarınız düşük ve yatırım iştahınız yüksekse yapılacak yatırımlar içinden sermaye getirisi en yüksek olanlar seçilmeli. Bu şekilde verimlilik artışı da sağlanmış olur. İş gücüne katılım oranının da demografik profilden dolayı desteklendiğini hesaba katarsak ülkenin potansiyal büyüme hızı artmış olur. 

Farkındaysanız tasarruf arttırma tarafıyla değil yatırım tarafıyla ilgileniyorum. Raporda da sıklıkla bahsedilen ancak tam sonu getirilmemiş konu demografi. Uzun zamandır genç nüfusun risk almayı sevdiğini ve kredi kullanmaya meyilli olduğunu vurguluyorum. Demografik dalga olumsuza dönmeden ciddi bir tasarruf hamlesi zor. Başlatılan “yatırımcı seferberliği” ve bireysel emeklilik tarafındaki yeni düzenlemeler önemli adımlar ve olumlu sonuçlar verecektir.  Ancak biz bunlara rağmen büyük ihtimal hem kişisel bazda kazandığımızın üstünde harcamaya, hem de toplamda ülke olarak ayağımızı yorganımıza göre uzatmamaya devam edeceğiz. İşte bu yüzden yapılacak yatırımların sermaye getirisi açısından çok iyi analiz edilmesi gerekiyor. Hep kafamızda büyük projelerle büyük getiriler sağlanacağı fikri vardır. Ancak piyasa ekonomisi bunun aksine küçük deneylerle yüksek getiri olan yerlere sermayenin akmasını sağlar. Ses getiren projelerin ülkenin disiplinli çoğulcu (disciplined pluralism) piyasa ekonomik yapısını boğmaması gerektiğini unutmamak gerekir. 

Raporda tek eksik özel sektör tasarrufların hane halkı ve kurumlar olarak alt kırılımları. Bu rakamların da yakında açıklanacağı yazıyor dipnotlarda. Bu kırılımlar yetkililer tarafından ekonomik politikaların çok daha iyi kurgulanmasına olanak sağlayacaktır.