Monday, 18 February 2013

Tencere dibin kara



Bir yetkili bir taş atar G3, G7, G20 çıkartamaz. Kur savaşları bu şekilde özetlenebilir.

G20’den yen’deki zayıflıktan dolayı Japonya’yı eleştirmesini beklemek komikti. Başlıkta da yazdığım gibi kimsenin kimseye söyleyeceği lafı olmaması lazım.  Bir uçta gerçekten serbest dalgalı kurlar Dolar, Euro ve Sterlin. Öteki uçta dolara sıkı sıkıya bağlı Hong Kong doları. Diğer para birimleri bunların arasında ve bir şekilde kurların seviyesi ekonomik politikaların parçaları. 

Veriler de hiçbir şekilde kur savaşlarının gerektirecek bir durum olmadığını gösteriyor. QE’ler başladığından beri gelişen ülkelere akan para miktarı azalmış. Evet, yanlış anlamadınız azalmış. Hem de Latin Amerika hariç her bölgeye. Benim yazmaktan parmaklarım nasır tuttu, söylemekten dilimde tüy bitti: QE ve benzeri merkez bankası politikaları gerçek anlamda para yaratamıyor, yaratamıyor. Zaten yaratabilse şu anda bu politikalara gerek kalmayacaktı. 

Dahası da var. Krizden bu yana reel efektif kur hareketlerine baktığımız zaman emtia üreticileri dışında diğer kurların çok da fazla bir değer kazancı veya kaybı yaşamadığını da görüyoruz. Buna yen de dahil. Lehman Brothers’in çöküşünden geçen sene sonuna kadar ticaret ortaklarının para birimlerine karşı toplam değer kaybı %5.

Olsa olsa kuruntu savaşları bunlar. Hiçbir ülke bu ortamda global ticaret akışını tehlikeye sokacak bir durum yaratmak istemez diye düşünüyorum. Global ticaret şu an herkes için parlayan en önemli yıldız. Küreselleşme ve ardından gelen just-in-time management ve tedarik zincirlerini kırmaya kimsenin niyeti yok bence. Ekonomileri büyük ülkelerin ellerindeki bütün ekonomik politikaları kullanarak yerli talebi desteklemeye çalışmasını ben takdir ediyorum. Arada beklenmeyen yan etkiler çıkması da gayet doğal. Sonuçta yapılanların bir kısmı deney niteliğinde. 

Eğer Fed tutanaklarında yine bono alımlarını azaltmakla ilgili bir açıklama çıkarsa işte o zaman kurlar gerçekten canlanır. Zaten geçen hafta sürpriz bir şekilde daralan ABD ticaret açığı rakamları altyapıyı hazırladı. 

Thursday, 3 January 2013

AB(D)






http://www.washingtonpost.com/blogs/wonkblog/files/2013/01/fiscaloffers22.jpg




Biz karar mekanizması açısından AB’yi ABD gibi yapalım derken tersi olmaya başladı galiba. Mali uçurum görüşmelerinden ne çıkacağı konusunda fikir beyan etmenin güç olduğunu yazdım geçen sene sonu. Birçok yatırım bankası iki gündür sonucun beklentileri doğrultusunda olduğunu yazıyor. Durum bu ise piyasa neden bu kadar olumlu reaksiyon versin ki? Fiyatlanmış olması gerekmez miydi? Ya bu raporlar okunmuyor ya da okunanlar kale alınmıyor. Ne yatırımcıları ne de analistleri suçlayabiliriz. Birincisi yılsonu yatırımcıların eline o kadar çok rapor geçiyor ki küçük bir bölümünü bile bütün seneyi alır.  Bir diğer konu ise o kadar çok pazarlık oldu ki kapalı çarşıya döndü Washington. Washington Post gazetesinde yayınlanan yukarıdaki tabloda da görüleceği gibi çok kısa bir zaman diliminde ciddi revizyonlar oldu taleplerde ve sonuçta dağ fare doğurdu. 

Her ne kadar yatırımcılar “mali uçurum” lafını “piyasayı uçurun” olarak algılayıp borsaları kanatlandırsalar da işlerin daha iyiye gittiği tartışılır. Belisizlik sürmekte ve bunun neticesinde iki önemli konu beni halan rahatsız etmekte:

  1. Yılın son aylarında çıkan zayıf ekonomik verilerin büyük bir kısmı mali uçuruma ithaf edildi. Özel sektör hala önünü göremiyor ve şirket bilançolarındaki rekor nakite rağmen yatırımın böyle bir ortamda artmasını beklemek doğru olmaz
  2. Kredi derecelendirme kurumları ABD’yi mercek altına almış durumdalar. Moody’s Aa1’e not indirim riskini açıkça belirtiyor.

Bu riskleri göz ardı etsek bile ABD ekonomisi büyük ihtimalle %2 gibi bir büyüme yakalayabiliyor 2013’de. Bu işsizlik konusunda Fed’i üzmeye devam edecek bir rakam. İşsizlik seviyesini para politikası hedefi ilan eden bir merkez bankası için hızlı bilanço büyümesi kaçınılmaz. Yani yazı geldi ben kazandım, tura geldi sen kaybettin…

Yukarıda bahsettiğim iki kritik risk atlatılabilinirse tek endişe piyasanın bir ara “Fed ne yaparsın yapsın bu ekonomi düzelmez” sonucuna varması olur. O duruma gelene kadar da Mali Uçurum 2 – Şubat Ayında Sinemalarda ilk ralliyi kaçıranlara piyasalara girme şansı tanır diye düşünüyorum. 

Son olarak sizlerle ünlü ekonomist John Taylor’ın yayınladığı mevcut durumda ABD’de borcun GSYİH’ya oranını gösteren grafiği paylaşmak istedim. Herkese iyi yıllar. 

Monday, 24 December 2012

2012’den ders: Don’t Fight The Fed… and the ECB


Bugün FT’de bir makale vardı. 2012 için en önemli olayın Grexit olduğunu yazmış Ralph Atkins. Yaklaşım doğru ama sonuç tartışılır. 
 
Aktif para yönettiğim zamanlarda ben de buna benzer geçen yıl analizleri yapar ve gelecek yıla dönük tahmin yürütmeye çalışırdım. Bunu yapmanın en iyi zamanı işlerin yavaşladığı Noel ve Yeni Yıl arasıydı. Ancak gerçekten “benim fikrim” denebilecek bir çıkarım yapabilmek için yatırım bankalarından gelen yıllık strateji raporlarından uzak durmak gerekiyordu. Onlarca piyasaya bakmama rağmen aslından bütün bir senenin tek bir karara indirgenebileceğini gördüm yıllarca. Bu bir tema, bir sektör ya da sadece bir hisse senedi bile olabilir. 

2012’ye geri dönersek ben Atkins’in yaklaşımının eksik olduğunu düşünüyorum. Uzun zamandır piyasalarda “Don’t fight the Fed” diye bilinen bir strateji vardır. Kısaca Fed’in yapmak istediğine karşı pozisyon alma, üzülürsün demek ister bu söylem. 2012’de bunu biraz daha genişletip içine ECB’yi de koyduk. Aslında 2011 sonunda LTRO ile başladı bu süreç ve 26 Temmuz konuşmasında Draghi’nin Euro’yu korumak için gerekli her şeyi yaparız sözleriyle tepe yaptı. Yoksa Grexit riski Yunanlı dostlarımızın müthiş ekonomik yönetimiyle azalmadı. Fed QEile kendi üstüne düşeni yaptı. 2011 IMF toplantılarından sonra türlü mecralarda dile getirmiştim. Benim için sürpriz olmadı. Merkez bankaları “tek delikanlı” diye. 

Türk Merkez Bankası da bunun minik bir örneği. Her ne kadar cari işlemler açığı ülkeyi ekonomik anlamda göbeğinden kredi verenlere bağlayarak ekonomik politika yapıcılarının manevra alanını daraltsa da aslında TCMB’nin neler yapmaya çalıştığını anlamak da Türkiye’de yatırım yapanlara oldukça net ipuçları verdi. Bu bağlamda sıkça dile getirilen “ekonomi bu kadar hızlı yavaşlarken nasıl oluyordu borsa rekorlara koşuyor” söyleminin de cevabı ortaya konabilir. Ekonomi yavaşlamakla kalmadı, teknik durgunluk yaşıyor. Bizde büyüme rakamları genelde geçen senin aynı dönemiyle karsılaştırılır. Bu rakamlar hızlı bir yavaşlamayı işaret ediyor. Ama bu verilerde de yerli talebin durgunlukta olduğu görülüyor. Gelişmiş ülkelerde daha çok kullanılan bir önceki çeyreğe göre mevsimsel faktörlerden arındırılmış büyüme rakamları net bir durgunluk gösteriyor. Bu durum cari işlemler açığına olumlu yansıyınca, bütçe açıklarının da çok hızlı büyümediği bir durumda özel sektör tasarruf açığı azalıyor. Bu da piyasalara olumlu şekilde yansıyor çünkü para ilk başta tahvil piyasalarına ve oradan da hisse senetlerine akıyor. 

Sonuçta merkez bankaları krizden beri ekonomiye ve piyasalara damgasını vuran önemli kurumlar. Bu durum bu şekilde uzun bir süre daha devam edecek gibi görünüyor. 2013 için verilecek tek karar bu mu? Bunu da siz okurların analizlerine bırakıyor ve Hıristiyanlar dostlarımın Noel’ini kutluyorum. 

Thursday, 20 December 2012

21.12.12



Beşiktaş yönetimi ve taraftarı Cuma akşamları maç oynama konusunda son derece kızgın. Adaletsiz davranıldığını düşünüyorlar. Genelde haklılar ama bu hafta şans siyah-beyazlılara güldü. Kıyamet gününü dengeleme katarsak yarın akşam alınacak puan ve puanlarla, liderle aradaki farkı azaltılıp bir onurlu ikinciliğe daha imza atılacak. Gerisini onlar düşünsün. 

Artik o gün geldiği için yazmakta sakınca görmüyorum. Risk yönetimi dersimin en sevdiğim final sorusu: bir risk yöneticisi olarak 21.12.12’de dünyanın sonu gelecek hipotezine karşı ne düşünüyorsunuz?  Risk konsepti tamamen istatistiğe bağlı olduğu için beklediğim iki cevaptan biri 4 milyar yıllık dünya tarihinde 75 yıllık ortalama hayatımız göz önüne alındığında bu kısa hayatta böyle bir “olay” ile karşılaşılma şansı çok çok çok düşük. İkinci soru ise bilimin hipotezlere yaklaşımı ile ilgili. Belirsizlik altında hiçbir hipotezi kabul edemiyoruz. Sadece reddedebiliyor ya da edemiyoruz. Hatırlayalım. Jürili yargı sistemlerinde jüri suçlu ile ilgili kararını açıklarken sanığı masum bulduk demez. Suçlu veya suçlu değil der. Yani 21.12.12 hipotezini kabul edemiyoruz. Ama ret edemediğimiz için de Şirince’ye gidiyor ya da mum depoluyoruz.
Belirsizliğe karşı insan tavrı benim sıkça yazdığım konulardan çünkü insanlar Nicholas Taleb’in de söylediği gibi bu konuda donanım eksikliği çekiyor. Daniel Kahneman bu konuda “Thinking Fast and Slow” diye akıl almaz bir kitap yazdı. Örneğin ben BloombergHT programımda Mayıs ayında mali uçurumdan bahsetmeye başladım. Konu Kasım ayında yumurta kapıyı çalınca gündeme geldi. Şimdilerde ise piyasa tutumu Kasım ayında yazılan strateji raporlarına göre tutarsız. Raporlar piyasalar ne kadar düşmeli ki Cumhuriyetçiler ile Demokratları anlaşma koltuğuna oturtsun diye kötümser bir yol öngördüler. Halbuki piyasalar Santo Claus peşinde göklerde. Ee şimdi ne olacak? 

Benim ABD mali politikalarla ilgili hipotezim şu: bu görüşmeler nasıl sonlanırsa sonlansın artan harcama ve vergilerle kamunun ekonomideki payı giderek artacak. Son çıkan rakamlarda altyapı için Obama’nin telaffuz ettiği rakam $50 milyar. Demek ki olay anlaşılmamış. Hem bu rakam çok düşük hem de Jeffrey Sachs’in FT’de yazdığı (burada) gibi harcanacağı yerler çok olumlu değil. Nitelik ve nicelik yetersiz. 

Maçların sonu gibi Bernanke şişirmeye devam edecek…