Tuesday, 6 December 2011

Santa Claus v S&P



S&P yetkilileri Santa’nın kızağının önüne tuz atıyor. Santa, bu ekstra sürtünmeyi yenmek için ren geyiklerine red bull içirme yoluna gidiyor. Yatırımcılara onların kötü performanslarını biraz olsun düzeltecek yılsonu rallisini vermek için çabalıyor. Bakalım kim kazanacak?  

Ancak diğer bir mücadelenin sonucunu biliyoruz. Almanya – Fransa maçını Almanya kazandı. Fransızlar son dakikalarda farkı azaltsa da sonuç değişmedi. Böylece içinde bulunduğumuz krizi bir kenara itip ileride benzer krizler olmasın diye “katı” bir yapı çıktı ortaya. Kısaca bu kriz akut olmaktan çıkarılıp kronik hale sokulmaya çalışılıyor. Bu yapı Euro ilk ortaya çıktığında inşa edilseydi bugün bu sorunlar ortaya çıkmayabilirlerdi. Çıkmazdı bile diyemiyorum. 

Fransa ve Almanya’nın üzerinde anlaştığı yapıyı bütün diğer ülkeler kabul etse de (17 ülke, 27 ülke mi o da belli değil) bu bizi orta vadede EuroSon sorunundan kurtarmaz. Şu anda sıkıntılı hiçbir ülke bu şartlarda birlik içinde kalmak istemez. Yıllar sürecek kemer sıkma ve deflasyon hiç çekilmez. Bir de demografik bomba var ki ona hiç girmeyelim. 

Sunday, 4 December 2011

Deliliğin tanımı


 “DIKKAT” yazımı yayımlamanın üzerinden saatler geçmeden merkez bankaları koordine olarak para piyasalarına müdahale ettiler. Daha doğrusu etmek zorunda kaldılar. Bu hareket biraz panik kokuyordu. Acaba hangi banka uçurumun kenarına geldi diye düşündürdü açıkçası beni.


Panik altında olsa da istenilen etkiyi yaptı. En azından kısa vadede. Bu tip müdahalelerden çok yaşadık son birkaç senede. Piyasalar Pavolov’un deneyindeki gibi her seferinde ilk olarak olumlu reaksiyon verirken arkasından durumun vahametini anlayıp satışa geçiyorlar. Einstein’a göre delilik aynı şeyi tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemek. Daha fazla yoruma gerek duymuyorum. 

Bütün nefesler tutuldu. Herkes Perşembe ve Cuma günleri yapılacak toplantıların sonuçlarına kilitlenmiş durumda. Son günlerde bütün ekonomistler Santa’ya liste yapan çocuklar gibi beklentilerini yazıyorlar. Bunları Noel şarkıları eşliğinde okurken şu hisse kapılıyorum: Sanki istek listesindekilerin oluşu piyasa deyimiyle “tail risk”, düşük olasılıklı ama etkisi büyük. Yazılanlardan çıkan, kötü sonuçların daha “normal” olduğu yönünde. Benim talebim komünikasyon tarafında: lütfen her kafadan bir ses çıkmasın. Liderlerden kısa çöpü çeken çıkıp bize ne karar aldıklarını açık bir şekilde anlatsın. Şu ana kadar EuroSon PR’da felaketti.  
 
Ben bu satırları yazarken Mario Monti İtalya paketini açıkladı. Okuduklarımda büyümeyle ilgili yeni ekonomik politikalara rastlamadım.  Yarın oylama sırasında detaylara daha yakından bakma şansımız olacak. İtalya’nın yeni Yunanistan olduğunu düşünürsek umarım Yunanistan paketlerinden bir şeyler öğrenilmiştir ve büyüme açılımları vardır.  Yoksa yeni bir kemer sıkmadan başka bir şey içermeyen bir paket gerçekten Einstein’ı haklı çıkaracak delilik tanımı hakkında. Kritik haftaya kötü bir başlangıç olacak.

Wednesday, 30 November 2011

DİKKAT


Her sabah birçok habere uyanıyoruz EuroSon ile ilgili. Geçen haftaki sert düşüşlerin ardından piyasalar olumlu haberlere kulak vermiş gibi görünüyor hafta başından beri. Ancak şu çok açık bir şekilde bilinmeli: artık yüzde üçe-beşe bakılacak zaman değil.

Önümüzdeki günlerde en azından ECB'den beklenenler gerçekleşmezse ECB'nin merkez bankası olacağı bir yapı kalmayacak ortada.

Ben EuroSon'da meydana gelecek herhangi bir krizin iki nedenden dolayı Lehman sonrasından çok daha kötü olacağı inancındayım. Birincisi devletler çok daha büyük borç yükleri altında ve hareket alanları çok daha dar. Borcu artıracak her kurtarma operasyonu daha kötü sonuçlar verecektir. İkincisi son 18 ay içerisinde yetkililerin kredibilitesi ciddi hasar gördü ve yumruğunu masaya vurup sözünü dinletecek biri yok ortada.

Benim eğitimlerimde şirketlere ve öğrencilere risk yönetimi açısından öğrettiğim en önemli araçlardan biri karar ağacı. Bir karar ağacı yapılırsa, çok düşük olasılıklarda bile ortaya çıkacak kayıpların ne denli büyük olabileceği göz önüne alındığında çok dikkatli olunması gerekir.

Şu an işimiz risk yönetimi ve mümkün olduğu kadar likit kalmakta yarar var. Lehman zamanına göre bu sefer tek olumlu olan bu krizin “ağır çekim tren kazası” şeklinde gelişiyor olması. Bu yüzden ekonomik aktörlerin büyük kısmının kendilerini koruduğunu düşünüyorum, ya da düşünmek istiyorum. Ancak piyasaların hala kötü haber olmayışını iyi haber olarak algılaması beni biraz karamsarlığa düşürüyor.

Bu uyarı sadece piyasalarda yatırım yapanlar için değil. Şirketler de lütfen 2008 sonunu akıllarında tutarak hareket etsin. Alternatif getirinin cazip olmadığı bir ortamda fazla nakit taşımanın maliyetli olmadığını düşünüyorum.

Friday, 18 November 2011

ECB Fed olmayacaksa ben yokum

Fazla çabalamayalım. Kısa vade yatırım stratejisi kolaylaştı:

  • Son birkaç günde Alman yetkililerden ECB’nin yapabilirlikleri hakkında gelen yorumlar stres altındaki ülkelere baskı amaçlı basit bir politik manevra değil de gerçeği yansıtıyorsa KAÇIN.
 
  • ECB, Fed gibi yumruğunu masaya vurup lender of last resort olduğunu kabul eder ve ‘’her şekilde finansal sektörün arkasında duracağım’’ der. Bilançolarına baktığımız zaman kriz başından beri Fed üçe katlamış, ECB sadece %50 arttırmış. Sonuçta bayağı bir gidecek yolu var. Bu işlemler sonunda yapısal sorunlar çözülmese de piyasada ciddi bir ralli olur. ALIN. 

Bugün Başkan Mario Draghi’nin söylemleri de pek aydınlatıcı olmadı. Ancak vakit kalmadı. Yunanistan’ın aksine İtalya’nın EuroSon’dan çıkışının maliyeti çok düşük. Ben bu sabah NTV’de buna istinaden bir İtalya yol haritası çizdim. Bu konuda detaylara devam edeceğim.

Saturday, 12 November 2011

“Biz bu değiliz”



Dün akşam Sayın Rıdvan Dilmen’den en çok duyduğumuz cümleydi herhalde. Gözümün önüne ilginç bir tablo geldi bu yorumları dinlerken. EuroSon’a üye ülke devlet başkanları bir masa etrafında toplanmış “biz bu değiliz” diyorlar birbirlerine, “coşkumuzu kaybettik”. 

“Türk futbolu” aslında başarılıydı. Dünya üçüncüsü olduk. EuroSon da. Herkese ucuz ve bolca kredi vaat edilmişti. Ancak önüne geçilmeyen dönemsel dengesizlikler, yapısal sorunlara, bunlar da içinde bulunulan krize yol açtı. 

Futbolumuzun cari işlemler açığı yetenek eksikliği. Bunu yabancı futbolcuyla gidermeye çalışıyoruz ama bunlar İspanya ve İrlanda’daki gayrimenkul yatırımları gibi. Ekonomik getirisi çok düşük. Dün gece Rıdvan Hoca bir de maçın oynandığı stadı örnek göstererek futbolumuz geri giderken ekonomik anlamda nasıl ilerlediğimizi söyledi. Lakin o stat gibi yatırımlar da ödemeler dengesi cari işlemler açığının kaynağı. Yabancı futbolcudan farkı yok sonuçta. 

Nasıl futbolumuzda uzun zamandır süre gelen düşüş “Hiddink gitsin” ile çözülmezse hem EuroSon’da hem de ülkemizdeki yapısal sorunlar uzun vadeli çözümler üretmeden ortadan kalkmaz. “Biz bu değiliz” baş kaldırışı olumlu ancak uzun vadeli çözümler iyi bir plan, disiplin ve alın teri gerektirir. “Coşku” ancak pastanın kreması olabilir. 
     

Thursday, 10 November 2011

Değirmenin Suyu

Öğrencilere ekonomi derslerinde ekonomik büyüme konsepti öğretilirken genelde büyümenin finansmanı kısmı üzerinde fazla durulmaz. Sonuçta büyüme bir harcama ve üretim olarak akıllarda kalır ve bu aktivitelerin nasıl fonlandığı olgusuyla ilgilenilmez. Bu yüzden başta Avrupa olmak üzere birçok gelişmiş ülkenin içinde bulunduğu şu anki durumun büyüme açısından neden çok vahim olduğu pek anlaşılmaz.

Büyümeyi fonlanmanın üç kaynağı vardır: kamu, özel sektör ve yurt dışı.  Başka bir deyişle bu üç ayrı sektörün tasarrufları fonlama yaratır. Stres altındaki EuroSon’da hem kamu hem de özel sektör tasarrufa yöneldi ya da yönlendirildi. Bu tasarruflar da yurt dışı açığını kapatmaya gidiyor.  Ancak devalüasyon olmadan bu kadar tasarruf yaratmak için uzun süre deflasyon gerekiyor. Yani yerel mal, hizmet, iş gücü, varlık fiyatları düşecek. Büyüme hayal. Deflasyon reel anlamda borç yükünü de arttıracak. Bu nasıl çözüm? Kim kimi kurtarıyor?

Bütün bunların ışığında stres altındaki ülkelerde kemer sıkma politikalarını kutlayan piyasalara ne demeli? Tutarsızlık aslında bono fiyatlarının düşüp hisse fiyatlarının nispeten daha iyi performans göstermesinde. Sonuçta hisse senetleri reel ekonomiyi temsil eder. O tarafta haberler berbat. Bonoların ise artan tasarruf fazlalarından dolayı daha iyi performans göstermesi gerekir. Bu da olmuyor çünkü risk primi arttı. Yani hisseler için bir indirgenmiş nakit akımı (DCF) yaparsanız hem paydaki rakamlar zayıflıyor hem de payda yükseliyor. Bunun anlamını ortaokulda öğrenmiştik. Ekonomi ya da finans bilgisi gerektirmiyor.

Bütün bunlara karşı kalan son kale ECB. Kısa vadede tek yol ucu açık bono alımları. Politikacılar top çevirmeye devam etsin yeni ECB başkanını büyük bir sınav bekliyor. Bakalım Alman zincirini kırabilecek mi? QE’nin İtalyancası ne acaba? Yalnız fazla heyecanlanmayalım. Bu alımlar ancak İtalyan bono faizlerini aşağı çeker ve kısa vadede Armageddon’ı önler.  Gerçek anlamda likidite yaratmaz çünkü ECB’nin APİ ile piyasaya verdiği fonları geri alma gibi bir politikası var. Değirmenin suyu bir yerden gelirken başka yerden gider. Ama suyun sesi bile bir kısım yatırımcıyı heveslendirebilir.