Wednesday, 8 December 2010

ABD Bütçe Açıkları ve Bono faizleri

ABD’nin kısa vadede bütçe açıklarını agresif bir şekilde düşürmeye çalışmıyor olması uygun ancak büyümeyi direkt destekleyecek altyapı yatırımları gibi harcamalarla uzun vadeli büyüme potansiyelini yükselteceklerine vergi indirimleri tercihi son derece yanlış. Piyasa bunu kısa vadede büyüme destekleyici olarak gördüğü için olumlu algılıyor ama bence bu uzun vadede çok büyük bir sorun teşkil eder.

Durum böyle olunca iki konu ön plana çıkıyor: 1. ABD’nin uzun vade borç ödeyebilme gücü devam edecek mi? 2. Fed başarılı bir şekilde bütçe açıklarının finansmanını QEx ile para basarak  (monetise) başarılı bir şekilde sağlayacak mı?

Son haftalarda uzun vadeli bono faizlerinin yükselişi bu yüzden biraz daha önem kazanıyor. Piyasalarda hareketlere bakarak bu çıkışın büyümenin hızlandığı habercisi olduğunu düşünebiliriz çünkü genelde büyümeye hassas emtia gibi sektörlerde de yükseliş devam ediyor. Bu tabii ki işin olumlu tarafı. Yoksa Bernanke’nin QE2 açıklamasından beri faizlerin %2,5’den %3,2ye gelişini açıklamak güç ve biraz endişe verici. Acaba ‘bond vigilante’ mi görev başında?

2009 başlayan çıkısın nasıl biteceği sorulduğunda “ABD’de 10 yıllık bono faizleri  %4,4-5 aralığına kalıcı bir şekilde oturduğunda” diye cevap vermiştim. Bu söylediğimin hala arkasında duruyor ve bu durumu çok yakından izliyorum. Böyle bir gelişme başta finansman açığı olan ülke piyasalarını vurur, dikkatli olmak lazım. 

Thursday, 2 December 2010

İlginç

Piyasalar bugün Tritche'den bir QE süprizi gelecek diye hızlı bir çıkış yaşıyor. Euro da bu çıkışa katıldı ve değer kazanmaya başladı.

Eğer ECB gerçekten QE yoluna gidecekse, yani halk ağzıyla 'para basacaksa' bunun Euro için olumsuz olması gerekmiyor mu?

Wednesday, 1 December 2010

İki önemli soru

Biri kısa öteki orta vadeli, en azında orta vadeli olduğunu düşünmek istiyorum:

1. Eurozone da yaşanan İrlanda’nın başı çektiği kredi krizi, Mayıs ayında olduğu gibi ardından bir ekonomik yavaşlamaya neden olacak mı?

Bu soru önemli çünkü bütün piyasa çalkantılarına rağmen hisse senetleri Kasım ayını çok kötü geçirmedi diye düşünüyorum. Hisse senetleri reel ekonomideki beklentileri yansıttığı için burada olacak gelişmeler ve fiyatlama önemli. Bir yavaşlama fiyatlanmadığı gibi emtia ve büyümeye hassas sektörler genelde daha iyi performans gösterdi Kasım ayında. Gelişen ülkeler biraz zorlanıyor. Orda da Çin faktörü öne çıkıyor.   

2.      2. İrlanda’daki kriz önce Avrupa ve sonra global anlamda yeni bir sistemik finans sektörü sorununa dönerse cephanede atacak mermi kaldı mı?

Sanırım biraz analiz yapabilen herkes bunun cevabini bildiği için, durum ne kadar vahim olursa olsun, pek sorulmuyor bu soru. Şu an için böyle bir riskin fiyatlanmadığı çok açık ortada. 

Tuesday, 30 November 2010

El Clasico

“Christmas comes, but once a year“. Yani Noel maalesef senede bir kez gelir.  El Clasico iki kez. Bu biraz benim dolar stratejime benziyor. Senede iki, bilemediniz üç defa haklı çıkıyorum. Ancak El Clasico gibi doğru olduğum zamanlar gerçekten eşsiz.  

Bu konuda son yazdığımda QE2 beklentisinin doları zayıflatmasının gayet doğal olduğunu ama yine de Euro alınmaması gerektiğini vurgulamıştım. Altını çizmek lazım şu an biraz piyasa paniğinden dolayı dolara kayışı bir kenara koyarsak aslında bir Euro zayıflığı mevzu bahis. Euro’nun zayıflaması problemler için gerekli fakat yeterli değil.

Yine El Clasico’da net bir şekilde görüldüğü gibi Messi gibi bir usta bir kez topla hareketlenmeye başladığında durdurmak imkansız. Dünya kupasında birçok takımın fark edip uyguladığı gibi onu ilk başta durdurmazsanız işiniz zor. Ayni AB’de olduğu gibi. Bu sorunlar ilk konuşulmaya başladığından bu yana o kadar zaman geçti ki artık piyasa hiçbir şekilde bu işin düzeleceğine inanmıyor. Haksız sayılmazlar. Sorunlar yapısal. Yara bandı işe yaramıyor. Sadece likidite değil solvency, yani borç ödeyebilme sorunu. Her nasıl şu anda kurtuldu diye örnek gösterilen İzlanda zamanında finansal krizi ülke krizine çevirdiyse, İrlanda da bir kez daha banka ve ülke  (sovereign) riski arasında bir fark olmadığını hatırlattı bize. Bu böyle olunca da ileride olası borç yeniden yapılandırma kendi içinde politik bir boyut kazanıyor çünkü bir ülkenin default edebilmesi için Eurozone maliye bakanlarının top yekun karar vermesi gerekiyor. Yani moral hazard'dan kaçarken, piyasaya takılınıyor.  

Sonuçta yatırımcılar da doğal olarak bu kurtarma olaylarına artik çok sıcak bakmıyor. Neticede Eurozone kendi koyduğu kuralları yıkmaya, revize etmeye devam ediyor ve belirsizliği arttırıyor. Ben gerçekten bir yatırım aracı olarak Euro neden satın alınır, olanlar da neden tutulur anlamakta hala güçlük çekiyorum.

Son olarak El Clasico’da futbol oynanıyorsa biz de ne yapılıyor? Barselona ilk golünü attığında TV’nizi kapatsanız BJK-GS maçının tamamından fazla futbol seyretmiş olurdunuz.  Maçın devre arasında Tottenham-Liverpool maçını seyrettim futbol ne diye hatırlayayım diye. Gel de Schuster'e inanma. 

Tuesday, 23 November 2010

Neuro’ya bir adim daha yakınız

İrlanda’da kurtarılma yolunda. Ancak ortaya çıkan politik sorun gayet normal. Kurtarmaya bağlı şartlar ülkeyi deflasyona itecek. Hem de uzun bir süre. Bir zamanlar mucize ekonomi diye gösterilen ülkenin aslında aşırı suni gübre ile büyüdüğü ortaya çıktı. Belli bir nadas dönemi normal. Yunanistan örneğinde sıkça yazdığım gibi Euro’ya bağlı kalındığı sürece devalüasyon bir alternatif olmadığı için deflasyon kaçınılmaz.

PIGS’den IG gitti sırada PS var. Artik piyasa “olur mu acaba” sorusundan çok “ne zaman olacak” sorusuna odaklanmaya başladı. CDS spreadleri bunu net bir şekilde gösteriyor. Dikkat ederseniz hiçbir kurtarma operasyonu yapısal değişiklik getirmiyor. Sadece günü kurtarma. Gün kurtulmak istemediği gibi İspanya ve Portekiz de kurtarılmak istemiyor. İstemezler tabi. Kim senelerce deflasyon yaşamak ister.

Kimsenin de bu kadar kemer sıkmaya tahammülü yok göründüğü kadarıyla. Ancak bir şey değişecek. İlkbaharda TV’de ilk söylediğimde herkes şaşırmıştı ama fikrim değişmedi. Benim tahminim hala Euro’dan "Northern Euro" ya da yeni “New Euro” geçilecek. Nasıl olacağı konusunu sormayın. Bu işin başlangıcı politikti, bitişi de öyle olacak. Ben sadece isim babasıyım. 

Friday, 19 November 2010

Kurtar-ma Operasyonu

Çok kurtarma operasyonu gördüm ama böylesini görmedim. İrlanda hükümeti bizi kurtarmayın diye diretiyor, kreditörler kurtaralım diye bastırıyor. Hükümet ülke riski açısından bir rahatsızlık olmadığına işaret etse de şu an piyasa İrlanda bankalarıyla ülke riski arasında bir ayrım yapmak niyetinde değil. Bankaların da ECB ucuza bolca para verdiği surece kısa vadede borcu döndürme ve bu yüksek faiz seviyelerinden borçlanma zorunluluğu yok. Yani aslında yumurta kapıya dayanmış değil. Ancak Almanya İrlanda’nın elini zorluyor. Özellikle yeni “kriz çözüm mekanizmasının” bir parçası olarak bono sahiplerinin de ıskonto (haircut) kabul etmesi teklifinde bulundu.
Sonuçta başta Avrupa olmak üzere IMF (yani ABD), bankalar tarafında ortaya çıkabilecek bir sıkıntıyı ne pahasına olursa olsun önlemek istiyor. Euro’nun hayatta kalabilmesi ve bütün QE2 ve benzeri mekanizmlerin başarılı olması için piyasaların mutlu ve umutlu olması ve yatırımcıların güven içinde uyuması şart.
İşin kötüsü yapısal reformlar konusunda o kadar geç kalındı ki ne zaman bu yönde bir adım atılmaya kalkılsa kısa vadeli düşünen piyasa endişeleniyor. Almanya’nın sunduğu bail-in teklifi aslında doğru yönde atılmış bir adım. Yani bir şekilde bir borç yeniden yapılandırma olması gerektiği anlaşılmaya başlandı ancak euro’nun bu durumu kaldırıp kaldıramayacağı ciddi bir soru işareti.  

Wednesday, 10 November 2010

G20 ve Süper 18

Her ne kadar 3 büyüklerden birine gönül vermiş olsam da şu anki puan cetveli hoşuma gitmiyor değil. İlk üçte üç büyük yok. Umarım bu şekilde sonlanır lig.

Ancak şunu da göz ardı etmemek lazım. Bu durum Anadolu takımlarının futbolundaki gelişmeden çok üç büyüklerin düşüşüdür. Yani genel anlamda futbol ülkemizde geriliyor. Avrupa’daki durumumuz da “körlerle sağarlar, birbirini ağarlar” lafını akla getiriyor.

Umarım G20 de bu şekilde olmaz. Tamam, G7’nin son kullanım tarihi geçmişti fakat daha büyük bir platformda karar almak giderek zorlaşacak gibi görünüyor. Her ne kadar gelişmiş ülkeler bizim üç büyükler, gelişenler ise Anadolu takımları gibi görünse de iki grup da kendi içlerinde homojen değil. Bu yüzden bir önceki yazımda G2 derken aslında bunu olumlu anlamda söylüyordum. En azından bu şekilde daha net bir gruplaşma olur, her ülke kendine uymayan teklife göre taraf değiştirmez ve ikili temaslar çok daha verimli olur. Aksi takdirde çok kısa bir surede son krizin küllerinden doğan bu grup da anlamsız hale gelir.

"Atatürk's death is not only a loss for the country, but for Europe is the greatest loss, he who saved Turkey in the war and who revived a new the Turkish nation after the war. The sincere tears shed after him by all classes of people is nothing other than an appropriate manifestation to this great hero and modern Turkey's Ata." -- Winston Churchill