Monday, 29 March 2010

Sayın Merkel’e sorulması gereken sorular

DUYURU



Değerli okurlar, çeşitli nedenlerden dolayı bloğuma girişleri denetim altına almak zorunda kaldım. Bu yüzden sizden ricam lütfen bloğa üye olun. Ziyaretci sayısının bu şekilde artması durumunda siteye girişleri kısıtlamak zorunda kalabilirim.




Sayın Merkel'in Türkiye ziyaretiyle ilgili bana birçok soru yöneltildi. Bunların çoğu Türkiye’yi ilgilendiren, büyük resmi kaçırdığının düşündüğüm sorulardı. Benim kafamda aşağıdaki üç kritik soru var:

• Almanya küresel dengesizliklerin çözümü açısından, çözümün bir parçası olmayı düşünüyor mu?

• Diğer Eurozone üyelerinin Almanya’ya benzemesini isterken, bunun sonucunun topluluk dışındaki ABD ve Birleşik Krallıkların başına çorap öreceğini biliyor mu?

• Bu krizden çıkıldığında nasıl bir Eurozone düşünüyor? Almanya bu şekilde kaldığı sürece Eurozone’a katılacak her ülkenin marjinal olarak topluluğu zayıflatacağı fikrinde mi?

Thursday, 18 March 2010

Kurlar yatırım aracı değildir derdim…

Şimdilerde ise Mr Dollar diye geçmeye başladı ismim. Peki, ne değişti?

Kurlar yatırım aracı değildir derken hep kurların tahmin edilemez olduğunu anlatmaya çalışıyordum. Yatırım yapmaya başladığımdan beri hiç bir teorinin kurlardaki hareketleri tam açıklamadığını fark ettim. Ara sıra bir faktör/veri ağır basıyor, kurları sürüklüyor gibi görülse de sürdürülebilir bir rejime rastlamadım. Bu yüzden kurlarda model fiyatlama belirsizliği olduğundan bahsediyordum. Yani ekonomik modeller kur hareketlerini tahmin etmekte yetersiz. Bu durumda tek yapılacak, bariz bir trend ortaya çıkınca onu izlemek, aksi takdirde aktif ve pasifleri ayni para biriminde tutmak.

Ne değişti sorusuna gelince tek kelimelik cevap: kriz. Krizden bu yana kurlarda net ve yakalanabilir trendler çıktı ortaya. Bunun en büyük nedeni gelişmiş ülkelerde faizlerin sıfıra inmesi. Böyle olunca global kapital dağıtım yükü kurların üzerine bindi.

İşte bu hipotezden yola çıkarak sık sık doların değer kazanacağı düşüncemi ABD’de kapitale olan getirinin çok daha hızlı düzeleceğini düşünmemden. İşin Avrupa ayağını da ayrıca yazdım. Kısaca Eurozone içersinde bir kur ayarlaması olamadığından, euronun zayıf kalması gerektiğinin artik arzulanan bir durum olduğunu açıklamıştım.

Ama yine de normal şartlarda paritedeki salınımların bu denli abartılı olmaması gerekir. Yaşanan büyük salınımların ardında basta Çin olmak üzere, bazı Asya ülkelerinin kurlarını yöneterek maalesef global dengesizliklerin çözümünde yer almak istememelerinden. Onlar kendi para birimlerini daha sabit tuttuklarında oynayabilen yerlerde hareketler çok daha abartılı oluyor. Bu durum yatırımcılar için kısa vade kar fırsatı yaratırken uzun vade sorunları da beraberinde getiriyor. Bunu da bir sonraki yazımda ele alıcam.

Tuesday, 16 March 2010

Herkes mi Bullish?

Gecen hafta CNBC’de VIX endeksi ile ilgili konuşurken, Yunanistan, ülke riski derken gerçekten hemen herkesin piyasalar hakkında ne denli olumlu olduğunu göz ardı ettiğimi fark ettim. Sanki olumsuzların kurşunu bitti. Özellikle de Yunanistan’daki stresin bir Avrupa, ya da ülke riski krizine dönüşmemesi ve Euro’nun uçurumdan yuvarlanmaması artik ayılara fazla bir laf bırakmadı gibi görünüyor.

Genelde herkes kayığın aynı tarafında oturmaya başladığında biraz endişe kaplar içimi. Acaba geçmişte böyle bir çıkışın ardından ne oldu derken Goeff Wilkonson yetişti imdadıma. Goeff Londra’da (Men of) Mint aracı kurumundan ve tanıdığım en iyi teknik analizcilerden biri (sık sık CNBC Europe'da). Aşağıdaki grafik için pek bir şey yazmaya gerek yok, kendini anlatıyor.



Mart 2009’dan beri yasadığımız ralli, 2004 yılındaki çıkışla büyük benzerlikler gösteriyor. Bu iyi haber, çünkü o ralli 2007 yılı sonuna kadar devam etti. Kötü haber ise 2004 senesinde 6 aylık bir konsolidasyon yasanmış olması.

Tarih tekerrür eder diyenlerden değilim ama biraz kafiye yapar diye düşünürüm. VIX endeksi bu seviyelerde sigortanın (insurance/hedge) ne denli ucuzladığını gösteriyor. Size de kafiyeye inanıyorsanız biraz sigorta satın alabilirsiniz.


Thursday, 11 March 2010

“EMF… Çok iyi fikir”!

Bu bana bir fıkra hatırlattı:

93 yaşında bir kadınla 95 yaşında bir adam boşanmak için mahkemeye baş vururlar. Davaya bakan hakim yaşlı çifte “Yapmayın, etmeyin. Bunca yıldır evlisiniz” der. Yaşlı adam söz alır: “Hakim Bey, biz uzun zamandır anlaşamıyoruz ancak çocukların kalbi kırılmasın diye ölmelerini bekledik” diye yanıt verir.

Sayın Merkel Almanyası da EMF fikrini kucaklamak için birçok ülkenin krize girmesini beklemiş. Çünkü benim hatırladığım kadarıyla böyle bir plan Euro hayata geçtiği zamanlarda tartışılmış ve Almanlardan ciddi tepki görmüştü.

Şimdi EMF’nin hayata geçmesi için çok hendek atlaması gerekecek. AB’nin herhangi bir konuda mutabakata varma konusundaki başarısı göz önünde bulundurulduğunda bu işin hemen hayata geçmesi kolay görünmüyor. Ama şimdiden bazı detaylar ortaya çıkmaya başladı. Mesela Almanlar olası bir EMF’den verilecek fonlar karşılığında ciddi yaptırımlar düşünüyorlar. Beni en çok güldüren Maastricht kriterlerinde olduğu gibi zor durumdaki ülkelere parasal ceza kesilmesi! Yani sağ cepten sol cebe transfer. Hmm!

Dün Martin Wolf’un da FT yazısında belirttiği gibi sorun Almanya’nın diğer Eurozone ülkelerinden Almanya gibi olmalarını istemeleri. Burada sorun diğer ülkeler Almanya gibi olacaksa Almanya’nın da biraz yerli talebi yüksek diğer Eurozone ülkeleri gibi olması lazım. Almanya büyük cari işlemler fazlası verirken, bu ülkelerin bir taraftan bütçe açıklarını dizginleyip öte yandan da yeterince yerli talep yaratıp büyümeleri imkansız. Almanya, Almanya kaldıkça diğer ülkeler için uzun vadeli durgunluk kaçınılmaz. Bu durumda EMF, IMF’den çok, finansal fazlası olan ülkelerden açığı olanlara yeni bir kapital aktarım aracı olur. Ama en azından krizdeki ülkelerin kalbi kırılmamış olacak.

Sunday, 7 March 2010

Pazar Yazisi (Ingilizce)

Bana son zamanlarda cokca sorulan soru hangi sektorlere yatirim yapilmali. Cevabim: bulusa (innovation), ve ozellikle de alternatif enerji ile ilgili bulus yapan sirketlere yatirim yapilmali. Asagida bununla ilgili New York Times gazetesinde cikan bir yaziyi sizinle paylasmak istedim.

Dreaming the Possible Dream


By THOMAS L. FRIEDMAN

Published: March 6, 2010

The thing I love most about America is that there’s always somebody who doesn’t get the word — somebody who doesn’t understand that in a Great Recession you’re supposed to hunker down, downsize and just hold on for dear life. I have a couple of friends who fit that bill, who think a recession is a dandy time to try to discover better and cheaper ways to do things. They both happen to be Indian-Americans — one a son of the Himalayas, who came to America on a scholarship and went to work for NASA to try to find a way to Mars; the other a son of New Delhi, who came here and found the Sun, Sun Microsystems. Both are serial innovators. Both are now shepherding clean-tech start-ups that have the potential to be disruptive game changers. They don’t know from hunkering down. They just didn’t get the word.

As a result, one has produced a fuel cell that can turn natural gas or natural grass into electricity; the other has a technology that might make coal the cleanest, cheapest energy source by turning its carbon-dioxide emissions into bricks to build your next house. Though our country may be flagging, it’s because of innovators like these that you should never — ever — write us off.

Let me introduce Vinod Khosla and K.R. Sridhar. Khosla, the co-founder of Sun, set out several years ago to fund energy start-ups. His favorite baby right now is a company called Calera, which was begun with the Stanford Professor Brent Constantz, who was studying how corals use CO2 to produce their calcium carbonate bones.

If you combine CO2 with seawater, or any kind of briny water, you produce CaCO3, calcium carbonate. That is not only the stuff of corals. It is also the same white, pasty goop that appears on your shower head from hard (calcium-rich) water. At its demonstration plant near Santa Cruz, Calif., Calera has developed a process that takes CO2 emissions from a coal- or gas-fired power plant and sprays seawater into it and naturally converts most of the CO2 into calcium carbonate, which is then spray-dried into cement or shaped into little pellets that can be used as concrete aggregates for building walls or highways — instead of letting the CO2 emissions go into the atmosphere and produce climate change.

If this can scale, it would eliminate the need for expensive carbon-sequestration facilities planned to be built alongside coal-fired power plants — and it might actually make the heretofore specious notion of “clean coal” a possibility.

In announcing in December an alliance to build more Calera plants, Ian Copeland, president of Bechtel Renewables and New Technology — a tough-minded engineering company — said: “The fundamental chemistry and physics of the Calera process are based on sound scientific principles and its core technology and equipment can be integrated with base power plants very effectively.”

A source says the huge Peabody coal company will announce an investment in Calera next week. “If this works,” said Khosla, “coal-fired power would become more than 100 percent clean. Not only would it not emit any CO2, but by producing clean water and cement as a byproduct it would also be taking all of the CO2 that goes into making those products out of the atmosphere.”

John Doerr, the legendary venture capitalist who financed Sun, once said of Khosla: “The best way to get Vinod to do something is to tell him it is impossible.”

Sridhar’s company, Bloom Energy, was featured last week on CBS’s “60 Minutes.” Several months ago, though, Sridhar took me into the parking lot behind Google’s Silicon Valley headquarters and showed me the inside of one of his Bloom Boxes, the size of a small shipping container. Inside were stacks of solid oxide fuel cells, stored in cylinders, and all kinds of whiz-bang parts that I did not understand.

What I did understand, though, was that Google was already getting part of its clean-energy from these fuel cells — and Wal-Mart, eBay, FedEx and Coca-Cola just announced that they are doing the same. Sridhar, Bloom’s co-founder and C.E.O., said his fuel cells, which can run on natural gas or biogas, can generate electricity at 8 to 10 cents a kilowatt hour, with today’s subsidies. “We know we can bring the price down further,” he said, “so Bloom power will be affordable in every energy-poor country” — Sridhar’s real dream.

Attention: These technologies still have to prove that they are reliable, durable and scalable — and if you Google both, you will find studies saying they are and studies that are skeptical. All I know is this: If we put a simple price on carbon, these new technologies would have a chance to blossom and thousands more would come out of innovators’ garages. America still has the best innovation culture in the world. But we need better policies to nurture it, better infrastructure to enable it and more open doors to bring others here to try it.

Our politics has gotten so impossible lately, too many Americans have stopped dreaming. Not these two. They just never got the word. As Sridhar says: “We came to America for the American dream — to do good and to make good.”

Monday, 1 March 2010

Lig bitti… Yine!

Devre arasında fikstür avantajından dolayı Fenerbahçe şampiyon ilan edildi. Simdi, düşme hattına yakin bir takimi yenmesinin ardından, santraforsuz diye yerden yere vurulan Galatasaray ipi göğüsler deniyor her yerde. LigTV iptal vakti geldi o zaman.

Hayır, spor yazarı olma gibi bir düşüncem yok. Sadece konsensüsün ne kadar hızlı değiştiğini göstermek istiyorum… Yatırım stratejileri ve kararları da ayni zihniyet ile alınıyor. Bir gün dolar bitti, tükendi, artik rezerv para olamaz sesleri yükseliyor. Sonra bir bakıyorsunuz ayni felaket çanları euro için çalıyor. Basında boy boy euronun ne zaman yok olacağı haberleri var. “Yunanistan euro’yu yıkar” diyen var “simdi olmaz ama 5-10 sene içinde bu iş biter diyen”. İngilizce bilmeyen okurlar kusura bakmasın. Tercüme edemeyeceğim şöyle bir deyim vardır: Problem with common sense is that it is not very common.

Son haftalarda bloğa fazla yazı yazmadığımdan şikâyetçi okurlar. Bunun nedeni yazacak bir şey olmadığından değil, yeni bir yatırım stratejisi yaratmak için gerekli bir ortamın olmadığından. Sene sonunda 2010 yılı stratejisi diye yazdığım not hala geçerli. O yazıda bir numaralı önerim dolar alınmasıydı. Bunun nedeni euro’nun yok olacağında değil. Hep söylerim kurlar genelde çözümün bir parçasıdır, sorunun değil. Euro’nun kuvvetli değeri hem sürdürülebilir, hem de arzu edilir olmaktan çıkmıştı. Tepe seviyelerinde euro, Euro bölgesinde Yunanistan’ın ardından diğer birçok ülkenin de strese girmesini garanti ediyordu. Ülkeler kendileri içinde devalüasyon yasamadıkları için euro’nun bütün para birimlerine karşı değer kaybı arzu edilen bir durum haline geldi. Yani yaşanan top yekûn euro zayıflığı. Bu bence çözümün bir parçası olduğundan dolayı da AB hisselerini hedge bazda ABD hisse senetlerinin ardından ve gelişen ülke hisse senetleri önünde alınması gereken varlık grubu olarak seçmiştim.

Yunanistan sorunun olası çözülmesi durumunda değer kazanabilecek euro satış için iyi bir olanak sağlar diye düşünüyorum. Nereye kadar gider, sene sonu ne olur bilemiyorum. Ama sun an için strateji değiştirecek bir durum yok ortada. Gelişmeleri hep beraber izleyeceğiz. Daha önce de yazdığım gibi bu sene sürprizler piyasaları hareket ettirecek.

Thursday, 25 February 2010

Bernanke, büyüme ve sürprizler

Piyasalar Fed’in ıskonto faizini yükseltmesinin ardından bayağı bir paniğe kapılmıştı. Bu Fed faizlerinin yakin zamanda arttırılacağı seklinde yorumlandı. Böyle olunca dün akşam Bernanke’nin konuşmasını dikkatle dinledim.

Uzun zamandır şu görüşü savunuyorum: Fed’in faiz artırımları için en önemli gösterge işsizlik oranı. Dün de bir kez daha bu savın doğru olduğunu gördüm. Özellikle Bernanke’nin Fed başkanı olarak ikinci kez seçilmesinde bu kadar sorun çıkması ve 2010’un seçim yılı olmasından dolayı işsizlik tablosu düzelmeden faizlerde normalleşme biraz uzak. Nitekim Bernanke konuşması sırasında defalarca ekonominin zayıf ve dirilmenin kırılgan olduğunu söyledi. Sorun hala büyüme tarafında.

Son CNBC konuşmamda da bunun orta vadede en büyük risk olduğunu belirttim. Bu konuda daha ayrıntılı bir yazı yazicam. Ancak şunu belirtmek de yarar var. Bu sene büyüme piyasa hareket ettiren önemli bir faktör değil bence. 2008’de sağlıklı bilançolar, 2009’da büyüme önemliydi. Bu sene sürprizler ön plana çıkacak. Zaten şu ana kadar da Yunanistan olsun, Çin’in para politikasını sıkılaştırması olsun hep sürprizler piyasaları etkiliyor. Fed’in faiz arttırmayacak olması pozitif bir sürpriz değil.