Tuesday, 26 February 2013

What have the Romans done for us?



........ "All right... all right... but apart from better sanitation and medicine and education and irrigation and public health and roads and a freshwater system and baths and public order... what have the Romans done for us? ..... and  DEMOCRACY"  (Masked voice at the back of the room)

Monty Python "The Life of Brian" (All credits due and thanks to Geoff for reminding me)

İtalyan seçimleri bir kez daha bize “Öfke Çağında” yaşadığımızı ve EuroSon’un teşvik uyumu içersinde olmadığını hatırlattı. Bir de tahmin yürütemediğimizi…

Piyasalardaki sert satışın iki nedeni var bence:

  1. Kısa vadede fazla iyimserlik hakimdi ve bazı pozisyonlar kalabalık (crowded) hale gelmiş.
  2. Daha uzun vadede ve biraz daha ciddi olarak acaba yeni bir borç krizi dalgasını mı geliyor sorgulanıyor. 

İlginç bir parantez açalım. Dünkü riskten kaçış kredi notu düşürülmüş İngiltere’nin bono faizleri geriledi ve pound hızlı bir değer kazandı. 

Dünkü yazımda bahsettiğim bugünkü Bernanke konuşması daha da bir önem kazandı. Bu akşam her zaman olduğu gibi piyasa dostu açıklamalar yaparsa biraz moraller düzelir. Onun dışında arada bir bu şekilde riskler piyasanın EuroSon konusunda fazla rehavete kapılmaması gerektiğini hatırlaması açısından önemli. Ki bu bilmediğimizi bildiğimiz bir riskti. Yani aylardır böyle bir olasılık olduğunun farkındaydık ama kulağımızın üzerine yatmayı uygun bulduk. 

“Bilmediğimizi bilmediğimiz riskler var ki geceler bizi uyanık tutan onlar”. Donald Rumsfeld

Monday, 25 February 2013

FED(A)



Şartlandık. Ne zaman FEDA görsek Beşiktaş’a yoruyoruz. Gerçekten büyük imkansızlıklara ve ciddi maliyetlere rağmen iyi performans gösteriyor Beşiktaş yönetimi. En azından şu an için öyle gözüküyor. Aslında FEDA çok güzel bir marka oldu. Devam ederse eminim MBA sınıflarında vaka analizi olarak okutulur. Devam edip etmeyeceği de büyük ihtimal futbol takımının bu sezonki başarısına bağlı. Başarı da göreceli bir kavram.

Aslında daha büyük bir FEDA var. O da ciddi maliyetleri göze alarak merkez bankalarının uyguladığı para politikaları. Fed her zaman olduğu gibi başı çekiyor bu konuda. O yüzden FED(A). Maliyetin şu ana kadar yüksek enflasyon olacağı endişesi vardı. Birkaç istisna dışında enflasyon rakamları alçak seyrine devam edince uzun bir süre bu riskler rafa kalktı. Son iki Fed toplantı tutanaklarının açıklanmasıyla QE ve benzerlerinin maliyetleri tekrar ortaya cıktı. Bu sefer merkez bankası bilanço büyüklüklerinin yarattığı zararların ileride bütçe açıkları üzerinde etkisi tartışılır hale geldi. Arada enflasyon şahinleri de tekrar kendilerini göstermeye başladılar. 

Bu konvansiyonel olmayan para politikaları başladığından beri neticeleri hakkında fazla fikir yürütmekten kaçınıyorum. Çünkü her biri kendi alanında bir hipotez. Bilim yaklaşımı ile aksi kanıtlanana kadar ret etmek veya etmemek mümkün değil. Lakin bu politikalardan kolay bir çıkış olmayacağı ortada. 

Bütün bunlar ışığında yarın ve bir sonraki akşam Bernanke’nin yapacağı konuşmalar kısa vadede kurlar, orta vadede varlık fiyatları açısından son derece önem kazandı. İki önemli konuya odaklanmak gerekecek. Birincisi QE’lerin maliyeti, ikincisi ise büyüklükler ile ilgili söyleyeceği şeyler. Bunlar satır aralarında gizlenmiş olabilir. Piyasa az da olsa sonbahardaki QE∞ devam etmeyeceğini idrak etmeye başladı ama bunun tam fiyatlanmadığı kanaatindeyim. 

Bence Bernanke şahinlerin beklentilerine boşa çıkaracak. Nedenleri:
  1. Dönemsel olarak ABD ekonomisine çok bir destek gerekmezken yapısal anlamda Bernanke’nin hedeflediği işsizlik rakamlarında çok uzağız. Burada aslında işsizlikten çok istihdam daha on plana çıkıyor çünkü iş gücüne katılım düştü.
  2. Bernanke servet etkisinin ekonomi için çok önemli olduğunu düşünüyor ve piyasaların keyfini bozacak söylemlerden kaçınacaktır. 
  3. Başkan genel anlamda enflasyondan değil hala deflasyondan çekiniyor.
  4. Zaten trend altı seyreden ekonomide mali uçurum (sequestration) büyümeyi olumsuz etkileyecek. 
QE’lerin maliyetinin yüksek olduğunu iddia eden üyeleri de hiçe sayamayacağını düşünürsek bence ortaya bir şey yapacak. Herkes istediği gibi yorumlasın. Zaten son tutanaklar bilerek bu şekilde muğlak bırakılmış. Maliyetler ve azaltılarak devam eden bir QE piyasaların yukarı ivmesini ciddi şekilde etkiler. Dolar son haftalarda yakaladığı trendi arttırarak değer kazancına devam eder. 

Belirsizlikler bir yetkilinin iki dudağı arasında olunca FEDA ile HEBA arasında çok ince bir çizgi oluyor.

Monday, 18 February 2013

Tencere dibin kara



Bir yetkili bir taş atar G3, G7, G20 çıkartamaz. Kur savaşları bu şekilde özetlenebilir.

G20’den yen’deki zayıflıktan dolayı Japonya’yı eleştirmesini beklemek komikti. Başlıkta da yazdığım gibi kimsenin kimseye söyleyeceği lafı olmaması lazım.  Bir uçta gerçekten serbest dalgalı kurlar Dolar, Euro ve Sterlin. Öteki uçta dolara sıkı sıkıya bağlı Hong Kong doları. Diğer para birimleri bunların arasında ve bir şekilde kurların seviyesi ekonomik politikaların parçaları. 

Veriler de hiçbir şekilde kur savaşlarının gerektirecek bir durum olmadığını gösteriyor. QE’ler başladığından beri gelişen ülkelere akan para miktarı azalmış. Evet, yanlış anlamadınız azalmış. Hem de Latin Amerika hariç her bölgeye. Benim yazmaktan parmaklarım nasır tuttu, söylemekten dilimde tüy bitti: QE ve benzeri merkez bankası politikaları gerçek anlamda para yaratamıyor, yaratamıyor. Zaten yaratabilse şu anda bu politikalara gerek kalmayacaktı. 

Dahası da var. Krizden bu yana reel efektif kur hareketlerine baktığımız zaman emtia üreticileri dışında diğer kurların çok da fazla bir değer kazancı veya kaybı yaşamadığını da görüyoruz. Buna yen de dahil. Lehman Brothers’in çöküşünden geçen sene sonuna kadar ticaret ortaklarının para birimlerine karşı toplam değer kaybı %5.

Olsa olsa kuruntu savaşları bunlar. Hiçbir ülke bu ortamda global ticaret akışını tehlikeye sokacak bir durum yaratmak istemez diye düşünüyorum. Global ticaret şu an herkes için parlayan en önemli yıldız. Küreselleşme ve ardından gelen just-in-time management ve tedarik zincirlerini kırmaya kimsenin niyeti yok bence. Ekonomileri büyük ülkelerin ellerindeki bütün ekonomik politikaları kullanarak yerli talebi desteklemeye çalışmasını ben takdir ediyorum. Arada beklenmeyen yan etkiler çıkması da gayet doğal. Sonuçta yapılanların bir kısmı deney niteliğinde. 

Eğer Fed tutanaklarında yine bono alımlarını azaltmakla ilgili bir açıklama çıkarsa işte o zaman kurlar gerçekten canlanır. Zaten geçen hafta sürpriz bir şekilde daralan ABD ticaret açığı rakamları altyapıyı hazırladı. 

Thursday, 3 January 2013

AB(D)






http://www.washingtonpost.com/blogs/wonkblog/files/2013/01/fiscaloffers22.jpg




Biz karar mekanizması açısından AB’yi ABD gibi yapalım derken tersi olmaya başladı galiba. Mali uçurum görüşmelerinden ne çıkacağı konusunda fikir beyan etmenin güç olduğunu yazdım geçen sene sonu. Birçok yatırım bankası iki gündür sonucun beklentileri doğrultusunda olduğunu yazıyor. Durum bu ise piyasa neden bu kadar olumlu reaksiyon versin ki? Fiyatlanmış olması gerekmez miydi? Ya bu raporlar okunmuyor ya da okunanlar kale alınmıyor. Ne yatırımcıları ne de analistleri suçlayabiliriz. Birincisi yılsonu yatırımcıların eline o kadar çok rapor geçiyor ki küçük bir bölümünü bile bütün seneyi alır.  Bir diğer konu ise o kadar çok pazarlık oldu ki kapalı çarşıya döndü Washington. Washington Post gazetesinde yayınlanan yukarıdaki tabloda da görüleceği gibi çok kısa bir zaman diliminde ciddi revizyonlar oldu taleplerde ve sonuçta dağ fare doğurdu. 

Her ne kadar yatırımcılar “mali uçurum” lafını “piyasayı uçurun” olarak algılayıp borsaları kanatlandırsalar da işlerin daha iyiye gittiği tartışılır. Belisizlik sürmekte ve bunun neticesinde iki önemli konu beni halan rahatsız etmekte:

  1. Yılın son aylarında çıkan zayıf ekonomik verilerin büyük bir kısmı mali uçuruma ithaf edildi. Özel sektör hala önünü göremiyor ve şirket bilançolarındaki rekor nakite rağmen yatırımın böyle bir ortamda artmasını beklemek doğru olmaz
  2. Kredi derecelendirme kurumları ABD’yi mercek altına almış durumdalar. Moody’s Aa1’e not indirim riskini açıkça belirtiyor.

Bu riskleri göz ardı etsek bile ABD ekonomisi büyük ihtimalle %2 gibi bir büyüme yakalayabiliyor 2013’de. Bu işsizlik konusunda Fed’i üzmeye devam edecek bir rakam. İşsizlik seviyesini para politikası hedefi ilan eden bir merkez bankası için hızlı bilanço büyümesi kaçınılmaz. Yani yazı geldi ben kazandım, tura geldi sen kaybettin…

Yukarıda bahsettiğim iki kritik risk atlatılabilinirse tek endişe piyasanın bir ara “Fed ne yaparsın yapsın bu ekonomi düzelmez” sonucuna varması olur. O duruma gelene kadar da Mali Uçurum 2 – Şubat Ayında Sinemalarda ilk ralliyi kaçıranlara piyasalara girme şansı tanır diye düşünüyorum. 

Son olarak sizlerle ünlü ekonomist John Taylor’ın yayınladığı mevcut durumda ABD’de borcun GSYİH’ya oranını gösteren grafiği paylaşmak istedim. Herkese iyi yıllar.