Tuesday, 2 November 2010
Zor Bir Hafta Gibi Görünse de… (Ek)
QE2 konusunda birkaç satır yazmamak doğru olmaz. Fed’den gelecek açıklama piyasalarda biraz hareketlilik yaratabilir ancak Bernanke’nin yatırımcıları çok üzecek bir planla geleceğine inanmıyorum. Daha yeni G20 zirvesinde yatırımcıya ‘risk almaya devam’ çağrısı yapılmışken herkesi ters köşeye yatırmak pek doğru olmaz fikrindeyim. Aslında böyle zamanlarda Greenspan’i arıyorum gerçekten. Öyle bir açıklamayla gelirdi ki maestrodan kimse tam ne dediğini anlamaz (obfuscation) ve herkes kendi istediği şekilde yorumlardı. Yatırımcının genel ruh halinin de olumlu olduğu düşünülerse hekes iyi bir şey söyledi diye algılayacağından riske devam stratejisi çok daha kolay ortaya çıkardı.
Monday, 1 November 2010
Zor Bir Hafta Gibi Görünse de…
Gerçekten veri ve haber yüklü bir haftaya başladık. Son söyleyeceğimi ilk söyleyeyim. Bence beklentilerden çok ciddi sapmalar olmazsa daha önceki yatırım stratejimi değiştireceğimi sanmıyorum. Biraz baştan pazarlıklı ve fazlasıyla cesur bir yaklaşım oldu ama özellikle yurt dışı yatırımcılarda bu hafta ile ilgili öyle bir gerginlik var ki böyle bir yaklaşımın doğru olduğunu düşünüyorum.
Açılısı Çin PMI rakamları yaptı. İyi de yaptı. Ekonomik aktivite giderek güçleniyor. Ancak enflasyon da artıyor. Bu durumda bir kaç hafta önce piyasaları tedirgin eden faiz arttırımı ve benzeri para politikası sıkılaştırma hamleleri olacak çok yakında. Bunları olumsuz algılamamak lazım. Bilakis şu an kemer sıkılmazsa sonra otoritelerin elinin ayarı kaçabilir. Bence Yuan değer kazancı da hızlanabilir. En azından kendi ekonomik nedenleri var, sadece ABD baskısı değil.
Gelişen ülke para politikalarındaki ayrışma Çin’le sınırlı kalmayacak gibi görünüyor. Kore’den de yüksek enflasyon rakamları geldi bu sabah. Her ne kadar kapasite fazlası ve daha çok sermaye çekme endişesi Asya merkez bankalarını kemer sıkma açısından frenlese de birçok ülkede artık kaçacak yer kalmadı. Faizler artacak.
Bu arada yine Kore'den gelen ihracat rakamaları da son aylarda envanter fazlasından doğan genel yavaşlamanın biraz düzeldiğini gösteriyor.
Açılısı Çin PMI rakamları yaptı. İyi de yaptı. Ekonomik aktivite giderek güçleniyor. Ancak enflasyon da artıyor. Bu durumda bir kaç hafta önce piyasaları tedirgin eden faiz arttırımı ve benzeri para politikası sıkılaştırma hamleleri olacak çok yakında. Bunları olumsuz algılamamak lazım. Bilakis şu an kemer sıkılmazsa sonra otoritelerin elinin ayarı kaçabilir. Bence Yuan değer kazancı da hızlanabilir. En azından kendi ekonomik nedenleri var, sadece ABD baskısı değil.
Gelişen ülke para politikalarındaki ayrışma Çin’le sınırlı kalmayacak gibi görünüyor. Kore’den de yüksek enflasyon rakamları geldi bu sabah. Her ne kadar kapasite fazlası ve daha çok sermaye çekme endişesi Asya merkez bankalarını kemer sıkma açısından frenlese de birçok ülkede artık kaçacak yer kalmadı. Faizler artacak.
Bu arada yine Kore'den gelen ihracat rakamaları da son aylarda envanter fazlasından doğan genel yavaşlamanın biraz düzeldiğini gösteriyor.
Monday, 25 October 2010
G20 zirvesinden çıkan sonuç: Risk almaya devam edin
Hafta sonu yapılan G20 zirvesi bir risk faktörünü daha ortadan kaldırmış gibi görünüyor. Gibi görünüyor diyorum çünkü aslında ortadan kalkan bir şey yok. Global dengesizliklerin çözümünün düşünüldüğü kadar kolay olmayacağı ve bir şekilde başta Çin olmak üzere Asya ülkelerinin kurlarının değer kazanmasına izin vermesi gerekliliği ortadan kalkmış değil. Sadece ileri bir tarihe ertelendi. Çünkü global ekonomik dirilmenin o kadar kırılgan olduğu düşünülüyor ki kur savaşları gibi bir risk faktörünün treni rayından çıkarmasından herkesin ödü kopuyor. Doğru bir yaklaşım ancak global dengesizlikler uzun vadeli yapısal bir sorun ve çözüm kazanmış değil. Yine hortlayacak.
Her ne kadar bu sabah kurlardaki reaksiyon biraz ters olsa da doğal olarak piyasanın hoşuna gitti son gelişmeler. Görünüşe bakılırsa herkes yatırımcıların risk almasını istiyor. Biz de alıyoruz. Aslında geçenlerde yazdığım gibi bütün QE2 olayı ülke tahvil faizlerini düşük tutup bizi riske teşvik etmekten başka bir şey değil. Tabi Fed aslında ciddi bir kumar oynuyor. Eğer yaratılan bütün bu iyimser hava ve beraberinde yaratılan likidite reel ekonomiye olumlu etkilemezse o zaman varlık fiyatlarıyla temel göstergeler arasındaki uçurum iyice artacak. Onu da zamanı gelince düşünürüz…
Her ne kadar bu sabah kurlardaki reaksiyon biraz ters olsa da doğal olarak piyasanın hoşuna gitti son gelişmeler. Görünüşe bakılırsa herkes yatırımcıların risk almasını istiyor. Biz de alıyoruz. Aslında geçenlerde yazdığım gibi bütün QE2 olayı ülke tahvil faizlerini düşük tutup bizi riske teşvik etmekten başka bir şey değil. Tabi Fed aslında ciddi bir kumar oynuyor. Eğer yaratılan bütün bu iyimser hava ve beraberinde yaratılan likidite reel ekonomiye olumlu etkilemezse o zaman varlık fiyatlarıyla temel göstergeler arasındaki uçurum iyice artacak. Onu da zamanı gelince düşünürüz…
Wednesday, 13 October 2010
FED'in Kur Savaşlarını Yaklaşımı
Fed dünkü açıklamsıyla kur savaşları konusunda tutumunu net bir şekilde ortaya koydu. Ben şöyle okudum:
"Kurlarını manipule edip, dış ticarete dayalı büyüme modeli takip eden ülkeler. Siz para birimlerinizin değer kazanmasına izin vermez, global dengesizliklerin düzelmesine yardımcı olmaz ve bizden talep çalarak büyümeye devam ederseniz, biz de ABD ekonomisinin düzlüğe çıktığına inanana kadar elimizden geleni ardına koymayacağız (reflasyon). Yani global ekonomiye dolar pompalaya devam edeceğiz. Rezerv patlaması mı yaşarsınız, yerel para politikası formule edemez durumamı gelirsiniz, enflasyonla mı boğuşusunuz, artık siz düşünün."
Sonuç: Boğaya kırmızı kumaş gösterildi. Reflasyon, finansal varlık fiyatlarını desteklemeye devam edecek. Bu satırları yazarken Tim Geithner'i dinliyorum Bloomberg TV'de. Konuşmasında birkaç kez hisse senedi fiyatlarının yükselişini yönetim olarak attıkları olumlu adımların bir göstergesi olarak gösteriyor. Bana biraz Greensapn zamanlarını hatırlattı. Kısaca, yatırımcılar olarak Beyaz Sarayla ve Fed'le beklentilerimiz ve isteklerimiz örtüşüyor.
"Kurlarını manipule edip, dış ticarete dayalı büyüme modeli takip eden ülkeler. Siz para birimlerinizin değer kazanmasına izin vermez, global dengesizliklerin düzelmesine yardımcı olmaz ve bizden talep çalarak büyümeye devam ederseniz, biz de ABD ekonomisinin düzlüğe çıktığına inanana kadar elimizden geleni ardına koymayacağız (reflasyon). Yani global ekonomiye dolar pompalaya devam edeceğiz. Rezerv patlaması mı yaşarsınız, yerel para politikası formule edemez durumamı gelirsiniz, enflasyonla mı boğuşusunuz, artık siz düşünün."
Sonuç: Boğaya kırmızı kumaş gösterildi. Reflasyon, finansal varlık fiyatlarını desteklemeye devam edecek. Bu satırları yazarken Tim Geithner'i dinliyorum Bloomberg TV'de. Konuşmasında birkaç kez hisse senedi fiyatlarının yükselişini yönetim olarak attıkları olumlu adımların bir göstergesi olarak gösteriyor. Bana biraz Greensapn zamanlarını hatırlattı. Kısaca, yatırımcılar olarak Beyaz Sarayla ve Fed'le beklentilerimiz ve isteklerimiz örtüşüyor.
Monday, 11 October 2010
Kısa Kısa
Karar verdim, bundan sonra siz okurlara daha kısa yazılar yazacağım. Sizin için okuması, benim için de yazması kolay.
Sweet Spot (Tatlı nokta): Kısa bir süre de olsa piyasalar tekrar kendilerini tatlı noktada buldular. Ekonomi ile ilgili kötü haber çıktığında QE2 geliyor diye riskli varlıklar satın alınıyor. İyi haber çıktığında ‘ikinci dip’ yok diye herkes mutlu, yine aynı şekilde para bu varlıklara akıyor. Yazı ben kazandım, tura sen kaybettin…
Son ISM rakamları piyasanın bir hayli canını sıkmıştı ancak çabuk silkelendik. Ana rakamdan çok stok ve yeni siparişler arasında açılan makas önemliydi son verilerde. Ne zaman stok rakamı yeni siparişlerin üzerine çıksa ardından gelen ISM 50’nin altına düşüyor ve yeni bir durgunluk riski ortaya çıkıyor. Hatta FT bu göstergenin hiç yanılmadığını yazdı geçen hafta. Bakalım gelecek ISM rakamları sweet spot’u nasıl etkileyecek?
Kur Savaşları: Hafta sonu gerçekleşen IMF ve Dünya Bankası toplantılarından bu konuda bir ses çıkmadı. Yalnız Çin Başbakanı gezisi sırasında Türkiye’de olduğu gibi birçok ülkede %20’lik bir revalüasyonun imkansız olduğunu, milyonlarca işsize neden olacağını ve ABD’nin bu konuda desteklenmemesi gerektiğini vurguladı. Piyasa bu konuda pek huzursuz görünmüyor. Sanki Yuan biraz daha hızlı değer kazansa yeter, başka da bir şey olmaz diye düşünülüyor.
Çin-Türkiye ticaretinin bundan böyle Yuan ve TL ile yapılacağı gazetelerin baş sayfalarında yer aldı. Biraz ekonomi bilen herkes bu haberin pek bir şey ifade etmediğini bilir. Rezerv para doları aradan çıkartmak pek bir anlam ifade etmez.
Nasıl kağıt para uzun zamandır insanoğlunun hayatini kolaylaştırıyorsa aslında rezerv para da öyledir. Bir referans görevi görür. Ticareti, uluslararası muhasebeyi kolaylaştırır. ABD, her ne kadar doların rezerv para olmasında yararlanıyorsa bir de madalyonun öteki yüzü var. Doların global olarak dolaşması para politikası belirlemede Fed’in başını epey ağrıtır.
Kriz öncesi OPEC bir ara petrolü Euro cinsinden fiyatlayacağını ilan etmişti. Böyle bir fiyat gören oldu mu? Peki ya altının onsu kaç Euro? Bakır kaç Yuna’dan işlem görüyor?
Sweet Spot (Tatlı nokta): Kısa bir süre de olsa piyasalar tekrar kendilerini tatlı noktada buldular. Ekonomi ile ilgili kötü haber çıktığında QE2 geliyor diye riskli varlıklar satın alınıyor. İyi haber çıktığında ‘ikinci dip’ yok diye herkes mutlu, yine aynı şekilde para bu varlıklara akıyor. Yazı ben kazandım, tura sen kaybettin…
Son ISM rakamları piyasanın bir hayli canını sıkmıştı ancak çabuk silkelendik. Ana rakamdan çok stok ve yeni siparişler arasında açılan makas önemliydi son verilerde. Ne zaman stok rakamı yeni siparişlerin üzerine çıksa ardından gelen ISM 50’nin altına düşüyor ve yeni bir durgunluk riski ortaya çıkıyor. Hatta FT bu göstergenin hiç yanılmadığını yazdı geçen hafta. Bakalım gelecek ISM rakamları sweet spot’u nasıl etkileyecek?
Kur Savaşları: Hafta sonu gerçekleşen IMF ve Dünya Bankası toplantılarından bu konuda bir ses çıkmadı. Yalnız Çin Başbakanı gezisi sırasında Türkiye’de olduğu gibi birçok ülkede %20’lik bir revalüasyonun imkansız olduğunu, milyonlarca işsize neden olacağını ve ABD’nin bu konuda desteklenmemesi gerektiğini vurguladı. Piyasa bu konuda pek huzursuz görünmüyor. Sanki Yuan biraz daha hızlı değer kazansa yeter, başka da bir şey olmaz diye düşünülüyor.
Çin-Türkiye ticaretinin bundan böyle Yuan ve TL ile yapılacağı gazetelerin baş sayfalarında yer aldı. Biraz ekonomi bilen herkes bu haberin pek bir şey ifade etmediğini bilir. Rezerv para doları aradan çıkartmak pek bir anlam ifade etmez.
Nasıl kağıt para uzun zamandır insanoğlunun hayatini kolaylaştırıyorsa aslında rezerv para da öyledir. Bir referans görevi görür. Ticareti, uluslararası muhasebeyi kolaylaştırır. ABD, her ne kadar doların rezerv para olmasında yararlanıyorsa bir de madalyonun öteki yüzü var. Doların global olarak dolaşması para politikası belirlemede Fed’in başını epey ağrıtır.
Kriz öncesi OPEC bir ara petrolü Euro cinsinden fiyatlayacağını ilan etmişti. Böyle bir fiyat gören oldu mu? Peki ya altının onsu kaç Euro? Bakır kaç Yuna’dan işlem görüyor?
Thursday, 7 October 2010
The Last Emperor Clinton at Bilgi last Saturday
I wanted to share with you couple of points I picked up from Clinton's speech which I thought were not captured by the popular press:
First he advised the students to have a certain platform to view the world. He elaborated on his as below but told that each person needed to create his/her own vantage point(s) to make better sense of a world that seems to be getting ever more complex.
As a starter Mr President talked about interdependence (rather than globalisation, as the latter, he believes, has more economic connotations) as being the most important issue. However, he explained that this positive trend also had negative unintended consequences, such as breaking down borders not only between countries but also between companies, homes and individuals. These, in turn, make the world more unstable and unpredictable. The second issue that he saw from his platform was income inequality. There Clinton talked about his surprise that economic theory seemed to have failed since benefits of innovation and trade did not get disseminated through the economy. Economic gains continued to only accrue to the privileged few. Finally he saw the world as unsustainable as it is, here energy and environment being his main concerns – no surprises here as Gore probably has still his ear.
Second Mr President insisted that the most important question in current world order was “how” i.e. how good intentions could be put to work. His views are that interdependence makes the concept of “somebody else’s problem” is not suitable anymore. As such we all need to work together for the common good. In this process yet another issue that we all need to consider is whether we will concentrate on our differences or human commonalities. This is the key to solving most social and political problems.
Last but not least he was generally very complimentary about Turkey’s broader role regionally and globally as well as the performance of the Turkish economy. However, he asked the Turks to stay focused and not get swayed by incidents such as the flotilla tension with Israel. His closing remark was that Turkey needed “a world coming together and not falling apart”.
First he advised the students to have a certain platform to view the world. He elaborated on his as below but told that each person needed to create his/her own vantage point(s) to make better sense of a world that seems to be getting ever more complex.
As a starter Mr President talked about interdependence (rather than globalisation, as the latter, he believes, has more economic connotations) as being the most important issue. However, he explained that this positive trend also had negative unintended consequences, such as breaking down borders not only between countries but also between companies, homes and individuals. These, in turn, make the world more unstable and unpredictable. The second issue that he saw from his platform was income inequality. There Clinton talked about his surprise that economic theory seemed to have failed since benefits of innovation and trade did not get disseminated through the economy. Economic gains continued to only accrue to the privileged few. Finally he saw the world as unsustainable as it is, here energy and environment being his main concerns – no surprises here as Gore probably has still his ear.
Second Mr President insisted that the most important question in current world order was “how” i.e. how good intentions could be put to work. His views are that interdependence makes the concept of “somebody else’s problem” is not suitable anymore. As such we all need to work together for the common good. In this process yet another issue that we all need to consider is whether we will concentrate on our differences or human commonalities. This is the key to solving most social and political problems.
Last but not least he was generally very complimentary about Turkey’s broader role regionally and globally as well as the performance of the Turkish economy. However, he asked the Turks to stay focused and not get swayed by incidents such as the flotilla tension with Israel. His closing remark was that Turkey needed “a world coming together and not falling apart”.
Monday, 4 October 2010
Fed, Kur Savaşları ve Bozuk Saat
Bir önceki yazımın ardından Fed’in son açıklamasını birkaç kez daha okudum. İlk seferde çok üstünde durmadığım bir nokta dikkatimi çekti. Her ne kadar enflasyon yeni bir kriter olarak ortaya çıkmış olsa da asıl önemli konu hala işsizlik. Fed’in tekrar bir QE’ye başlamayı düşünmesinin altında yatan istihdamın yeterince hızlı büyümüyor olması. Genelde ekonomik daralmaların ardından işgücü piyasasında değişiklikler olur ve bu yüzden dirilme sürecinde ilk çıkan rakamlar şaşırtıcı olabilir. Geçirdiğimiz krizin ardından doğal olarak işgücü piyasasında çok ciddi bir dönemsel değişim yaşandı. Hatta Krugman gibi bazı ekonomistler bu değişimin ve yüksek işsizliğin daha yapısal hale dönüşmesinin endişesini yasıyor ve mali politikaların daha çok kullanılması yönünde fikir beyan ediyorlar. Para politikası su an için en kolay silah görünüyor.
QE1 krizde finans sektörünün tekrar hayata geçmesini sağlamak amaçlıydı ve genel anlamda amacına ulaştı. Bu sayede kredi piyasası tekrar canlandı diyebiliriz. Yani 2 sene öncesine göre kredi arz tarafı çok daha iyi durumda. Eğer Fed’in QE2 amacında haklıysam, o zaman yeni hedef kredi talebini canlandırmak olacak. Banka dışı özel sektör bilançoları genelde iyi durumda. Eğer Fed’in hiçbir şekilde ekonomide islerin daha kötüye gitmesine izin vermeyeceği yönünde bir beklenti doğarsa yatırımlar ve akabinde kredi talebi artar. Bu da Euro krizi ardından %0,1-0,3 arasına düşen istihdam büyümesini dirilmenin iyi zamanlarda yakalanan %3 seviyelerine taşır ve işsizlikte ciddi bir düşüş yaşanır. Yatırım için zaten uygun bir ortam olduğunu yazmıştım: sermayeye olan getiri yüksek ve sermaye stoğu çok yaşlı. Tek eksik güven ve de Fed bunun QE2 ile sağlanabileceğini düşünüyor fikrindeyim.
Sonuçta geçen yazımda belirttiğim gibi aslında bariz yeni bir parasal gevşeme olmayabilir. Özellikle tahvil faizlerinin, Fed’in alımlarından dolayı düşük seviyelere geldiği fikri hakim. Bu son zamanlarda doğru değil. Beraber çalıştığım Coldwater Economis’den Michael Taylor’un aşağıdaki grafikte net bir şekilde gösterdiği gibi Fed uzun zamandır tahvil satın almıyor. Hatta küçük satışlar da yapıyor.
Buradan çıkarılacak sonuç şu bence: eğer gerçekten QE2 olacaksa da, ne QE1 gibi olacak ne de piyasanın beklediği kadar bariz bir şekilde Fed’in yüklü tahvil alımları şeklinde gerçekleşecek.
Bunları yakından incelememin bir diğer nedeni de sık sık kendime “acaba ben dolar konusunda bozuk saat mi oldum” sorusunu sormam. Çok net bir şekilde yanlış giden “Euro’ya karşı 1,30 seviyelerinde dolar alınır” fikrimi tekrar gözden geçirmek istemem. Eğer gerçekten QE1 tipi bir beklenti varsa o zaman piyasanın QE2’yi satın alıp doları short’lamasi normal. Ancak ben böyle olmayacağı kanısındayım.
Peki, diyelim ki QE2’den dolayı dolar zayıf kalacak diye karar verdik. Ancak dolar satılırken Euro satın alınır mı? Bu konudaki fikrilerimi detaylı yazmıştım önceki yazılarımda, o yüzden tekrarlamayacağım. Ancak bu hızla Euro yükselmeye devam ederse Eurozone’da problemler azalmaz, artar diye düşünüyorum. Zaten yapısal anlamda pek bir şey yapılmadı. Son zamanlarda basında yer alan reformlar bir sonraki mali krizi önleme amaçlı. İçinde bulunduğumuz durumu çözecek politikalar yok hala ortada. O yüzden dönemsel faktörlerin ağar bastığı bir ortamda zayıf Euro arzu edilır olmaya devam ediyor.
Aslında çoğu merkez bankası şu an kendi parasının zayıf kalmasını istiyor. İşte bu yüzden Brezilya maliye bakanı kur savaşlarının başladığını ilan etti geçen hafta başı. Öyle ki bugünlerde en çok konuşulan konuların başında hangi gelişen ülkenin sermaye hareketlerini kısıtlayıcı önlemler alabileceği. Brezilya bu konuda gerçekten mağdur durumda ancak liberal çizgiyi korumaya çalışıyor. Ama diğerleri için aynı şeyi söyleyemeyiz. Türkiye finansman açığından dolayı bu tehlike listesinde yer almıyor. Zaten tercih edilen gelişen ülkeler varlık grubu içersinde hala yabancı yatırımcıların yatırım gözdesi. Beni burada tek düşündüren hem gelişen ülkeler hem de Türkiye tercihlerinin şu an konsensüs haline gelmiş olmasından dolayı yeni paranın nereden geleceği… Belki biraz düzeltme iyi olabilir bu anlamda.
ABD tarafında QE2 beklentileri tahvilleri konsensüs tercih yaptı ama hisse senetleri o denli revaçta değil. Belki pozisyon düşünülmesi gereken yer orasıdır. Doların zayıf kalması da ABD şirketlerinin karlarını arttırır. Bir bakıma hedge…
QE1 krizde finans sektörünün tekrar hayata geçmesini sağlamak amaçlıydı ve genel anlamda amacına ulaştı. Bu sayede kredi piyasası tekrar canlandı diyebiliriz. Yani 2 sene öncesine göre kredi arz tarafı çok daha iyi durumda. Eğer Fed’in QE2 amacında haklıysam, o zaman yeni hedef kredi talebini canlandırmak olacak. Banka dışı özel sektör bilançoları genelde iyi durumda. Eğer Fed’in hiçbir şekilde ekonomide islerin daha kötüye gitmesine izin vermeyeceği yönünde bir beklenti doğarsa yatırımlar ve akabinde kredi talebi artar. Bu da Euro krizi ardından %0,1-0,3 arasına düşen istihdam büyümesini dirilmenin iyi zamanlarda yakalanan %3 seviyelerine taşır ve işsizlikte ciddi bir düşüş yaşanır. Yatırım için zaten uygun bir ortam olduğunu yazmıştım: sermayeye olan getiri yüksek ve sermaye stoğu çok yaşlı. Tek eksik güven ve de Fed bunun QE2 ile sağlanabileceğini düşünüyor fikrindeyim.
Sonuçta geçen yazımda belirttiğim gibi aslında bariz yeni bir parasal gevşeme olmayabilir. Özellikle tahvil faizlerinin, Fed’in alımlarından dolayı düşük seviyelere geldiği fikri hakim. Bu son zamanlarda doğru değil. Beraber çalıştığım Coldwater Economis’den Michael Taylor’un aşağıdaki grafikte net bir şekilde gösterdiği gibi Fed uzun zamandır tahvil satın almıyor. Hatta küçük satışlar da yapıyor.
Buradan çıkarılacak sonuç şu bence: eğer gerçekten QE2 olacaksa da, ne QE1 gibi olacak ne de piyasanın beklediği kadar bariz bir şekilde Fed’in yüklü tahvil alımları şeklinde gerçekleşecek.
Bunları yakından incelememin bir diğer nedeni de sık sık kendime “acaba ben dolar konusunda bozuk saat mi oldum” sorusunu sormam. Çok net bir şekilde yanlış giden “Euro’ya karşı 1,30 seviyelerinde dolar alınır” fikrimi tekrar gözden geçirmek istemem. Eğer gerçekten QE1 tipi bir beklenti varsa o zaman piyasanın QE2’yi satın alıp doları short’lamasi normal. Ancak ben böyle olmayacağı kanısındayım.
Peki, diyelim ki QE2’den dolayı dolar zayıf kalacak diye karar verdik. Ancak dolar satılırken Euro satın alınır mı? Bu konudaki fikrilerimi detaylı yazmıştım önceki yazılarımda, o yüzden tekrarlamayacağım. Ancak bu hızla Euro yükselmeye devam ederse Eurozone’da problemler azalmaz, artar diye düşünüyorum. Zaten yapısal anlamda pek bir şey yapılmadı. Son zamanlarda basında yer alan reformlar bir sonraki mali krizi önleme amaçlı. İçinde bulunduğumuz durumu çözecek politikalar yok hala ortada. O yüzden dönemsel faktörlerin ağar bastığı bir ortamda zayıf Euro arzu edilır olmaya devam ediyor.
Aslında çoğu merkez bankası şu an kendi parasının zayıf kalmasını istiyor. İşte bu yüzden Brezilya maliye bakanı kur savaşlarının başladığını ilan etti geçen hafta başı. Öyle ki bugünlerde en çok konuşulan konuların başında hangi gelişen ülkenin sermaye hareketlerini kısıtlayıcı önlemler alabileceği. Brezilya bu konuda gerçekten mağdur durumda ancak liberal çizgiyi korumaya çalışıyor. Ama diğerleri için aynı şeyi söyleyemeyiz. Türkiye finansman açığından dolayı bu tehlike listesinde yer almıyor. Zaten tercih edilen gelişen ülkeler varlık grubu içersinde hala yabancı yatırımcıların yatırım gözdesi. Beni burada tek düşündüren hem gelişen ülkeler hem de Türkiye tercihlerinin şu an konsensüs haline gelmiş olmasından dolayı yeni paranın nereden geleceği… Belki biraz düzeltme iyi olabilir bu anlamda.
ABD tarafında QE2 beklentileri tahvilleri konsensüs tercih yaptı ama hisse senetleri o denli revaçta değil. Belki pozisyon düşünülmesi gereken yer orasıdır. Doların zayıf kalması da ABD şirketlerinin karlarını arttırır. Bir bakıma hedge…
Subscribe to:
Posts (Atom)
