Wednesday, 17 February 2010

Foreign demand falls for Treasuries FT --- Causality Confused

Below article is a great example of bad economics. Every bit of the commentary on this piece of news is misguided or confused. Sadly lots of people have failed to learn from those days when "financing of the US current account deficit " was the biggest worry.  Lately we have been facing the other big apprehension: What happens when China stop buying US treasuries (UST)?

And here we are up against reduced purchases of UST by the Chinese... What happens? Bond yields fell and USD rallied at a time of record US fiscal deficit. Go figure!

I wonder if this has anything to do with shrinking US current account deficit?  Hmm... Or more profoundly that Current Account ALWAYS EQUALS Capital Account under floating exchange rate regimes and that there is no such thing as financing of one with the other.  This means if there is current account deficit it is ALREADY financed. Otherwise countries run smaller or no deficits, or even surpluses as we witnesses during the recent crisis. When financing dried up Turkey had to shrink her deficit to reduce its external financing needs. Economy contracted to adjust to this new reality.

As I have been writing for a while now higher return on capital is reversing flows back into the US. This is happening at a time US's external financing needs are being reduced. Just consider that 80% of US companies reported better than expected earnings in Q4-2009. Lock and load. We are in the early days of US asset outperformance.

Published: February 16 2010 18:01
Foreign demand for US Treasury securities fell by a record amount in December as China purged some of its holdings of government debt, the US Treasury department said on Tuesday.

China sold $34.2bn in US Treasury securities during the month, the US Treasury said on Tuesday, leaving Japan as the biggest holder of US government debt with...


For China, the shedding of US debt marks a reversal that it signalled last year when it said it would begin to reduce some of its holdings. Any changes in its behaviour are politically sensitive because it is the biggest US trade partner and has helped to finance US deficits.


Alan Ruskin, a strategist at RBS Securities, said that China’s behaviour showed that it felt “saturated” with Treasury paper and that this is the sign of a trend. The change of sentiment could come at the detriment of the US dollar and the Treasury market as the US has to look to other countries for financing. Japan and the UK could pick up some of that slack and last month both added to their Treasury holdings. However, the overall monthly sell-off of $53bn was the biggest on record.

The figures come as the White House grapples with how to cut the US deficit, which is projected to be $1,560bn in 2010, or 10.6 per cent of gross domestic product. However, the move away from the safety of US debt is a sign of growing confidence in the global economy.Net purchases of long-term US securities declined to $63.3bn from $126.4bn in November, according to Treasury figures. Foreigners increased their purchases of US equities, buying $20.1bn in December after buying $9.7bn the previous month.

However, Gregory Daco, economist at IHS Global Insight, said that global appetite for US assets remained relatively solid , and that the recent turmoil in European bond markets caused by the Greek debt crisis meant the US would remain attractive even as the dollar strengthened.

“A stronger US dollar should not deter foreign investments as long as real GDP [gross domestic product] and productivity growth remain strong,” he said.

Separately on Tuesday, the National Association of Homebuilders said that confidence among builders was on the rise this month thanks to signs of healing in the labour market. Its index of confidence ticked up two points to 17 in February, as low interest rates and the extended homebuyer tax credit improved conditions for buying.

“Builders are just beginning to see the anticipated effects of the home buyer tax credit on consumer demand,” said David Crowe, NAHB’s chief economist. “Meanwhile, another source of encouragement is the improving employment market, which is key to any sustainable economic or housing recovery.”

Friday, 12 February 2010

Europe needs German consumers -- FT Martin Wolf (short extract)

This is to compliment the piece I put out on Wednesday (in Turkish). I argued at the end of that note that the only way forward was for Germany to do away with merchantilist policies and support her domestic demand. Below is a similar view from Mr Wolf.

''So what is to be done? If the aim is to avoid disaster, the answer is temporary fiscal support for the struggling countries, robust aggregate demand in the eurozone as a whole and a substantial rebalancing of that demand, led by Germany. The fiscal support would be designed to prevent a short-term confidence collapse from triggering a default. In return, weak countries would need to commit themselves to falling nominal wages and a programme of fiscal retrenchment. I can see no justification for bringing in the International Monetary Fund, other than for technical assistance. To do so would demonstrate that this is not a true union at all.


Alternatively, the vulnerable countries could be left to dangle in the wind. But a currency union whose core country not only exports deflation, but also stands aside as members collapse is in deep trouble. Germany alone can decide whether it wants this union to prosper, or not.''

Wednesday, 10 February 2010

Birinin açık vermesi lazım… (Uzun, zor bir yazı ama önemli)

Kriz sonrası ekonomik döngünün bu evresinde görev devletlerin üzerine düştü. Bu yüzden piyasalardaki büyük paniğe rağmen ben pek endişeli değilim.

İlk olarak önemli bir ekonomik ayrımın üzerinden gitmemiz gerekiyor çünkü bu konuda gerçekten çok büyük zihin karışıklığı olduğunu görüyorum: Stok ve akim (stocks v flows). Borç bir stoktur. Borç servisi ise akim. Sonuçta borç stokunun çok yüksek olması kendi başına risk teşkil etmez. Önemli olan borcun sürdürülebilir olmasıdır. Türkiye 2001 krizinin ardından bu ayrımı net bir şekilde göstermiştir. Japonya da %200’u aşan devlet borç stokuna rağmen uzun zamandır default etmedi…

Japonya örneği önemli çünkü borcun çevrilmesinde yerel tasarrufların rolünü çok net bir şekilde ortaya koyuyor. Aslında yerel tasarruflarla sınırlamamak lazım bu denklemi. Sonuçta küresel ortamda finansal açıkların yine küresel para akımlarıyla finansmanı sağlanıyor. Burada iyi örnek, 2000’li yılların ortasında global dengesizliklerin en büyüğü diye gösterilen ABD cari işlemler açığı. Bütün endişelere rağmen bu açığın Asya ülkelerinin yarattığı tasarruf fazlaları sayesinde finansmanı sağlanabiliyordu. Bunu adına da “Büyük Uzlaşma” demiştik.

Benim piyasalara göre rahat olmamın asıl nedeni de burada saklı. Kriz devlet sektörü dışında kalan özel sektörün her bölümünde ciddi bir tasarruf fazlasına neden oldu. Genelde krizlerde krize maruz kalan sektör isteyerek ya da zorunlu olarak tasarruf eder. ABD’de borçlu hane halkı bankalara yüksek miktarda borç geri ödemesinde bulunuyor. Bu bir taraftan bu kesimin borç yükünü azaltırken diğer taraftan finans kesimindeki kara deliği kapatmaya yardımcı oldu. Daralan cari işlemler açığını da hesaba katarsak ABD kısa bir sürede ozel sektör tasarruf fazlası (ÖSTF*) vermeye başladı. Hem de büyüyen bütçe açıklarına rağmen. Ayni anda Asya da krizden çıkarken tekrar ÖSTF miktarını arttırmaya başladı. 2009’un son altı ayında ABD cari açığından $214 milyar doların üzerinde özel sektör tasarruf fazlası yarattı bu bölge.

(*ÖSTF’yi kabaca cari işlemler pozisyonu eksi bütçe açıkları diye tanımlayabiliriz)

Sonuçta global anlamda bir özel sektör tasarruf fazlasıyla karsı karşıyayız. Bence global bono faizlerini düşük tutan en önemli faktörlerden biri bu. Asya’nın tasarruf fazlaları hala büyüyor. Bu yüzden merkez bankalarının bono alımlarını azaltmasına, yüksek borç stokuna ve piyasaların panikleyip faizleri yukarıya doğru itmesine rağmen, ben basta ABD olmak üzere, birçok ülkede kısa ve orta vadede kalıcı ve yüksek bono faizi beklemiyorum. Ayni şekilde borç krizi de ancak piyasanın şu anki doğal tepkisini bir paranoyaya dönüştürmesiyle mümkün.

Şimdi ayni formatı Avrupa gezenine uygulayalım. Gezegen diyorum çünkü AB toplu halde dış dünyaya karşı açık vermiyor. Ancak topluluk içersinde ciddi dengesizlikler var. Yunanistan gibi bir sorun ortaya çıktığında finansal fazla veren Almanya’nın (Hollanda’da diyebiliriz ama küçük), cari işlemeler açığı vermesi lazım ki stres altındaki ülkeler dış ticaret kanalıyla tasarruf fazlası yaratabilsinler. Yani Almanya’nın bir Asya ülkesi gibi ihracata dayalı (merchantilist) bir büyüme politikası yerine yerli talebi destekliyor olması lazım. Ama nerde? Dün de yazdığım gibi onlar hala enflasyonfobi içersinde.

Aksi takdirde ayni tasarruf ciddi ve uzun süreli bir durgunlukla ancak yaratılabilir. Yani nominal maaşların da düştüğü uzun sureli bir deflasyon. Şu anda da tam bu süreç yaşanıyor. İrlanda kredibilitesi yüksek bir program açıkladı ve piyasaları bunun olabilirliğine ikna etti. PIGS’deki diğer ülkeler şu ana kadar inandırıcı bir program çıkaramadı ortaya. Bu da piyasalarda fırtınalar estiriyor doğal olarak.

Başa dönersek ekonominin her kesimi tasarrufta bulunamayacağı için açık verme yükü devletlerin üzerine kaldı. Simdi bir de ABD ve Büyük Britanya’nın acilen bütçe açıklarını kapatmalarını talep ediyor piyasalar. E peki devlet sektörü de harcamalarını kısıp tasarruflarını arttırırsa toplam talep nerden yaratılacak. Bir ara Cin, ABD’ye bütçe açıklarını kısması gerektiği konusunda kafa tuttu. Böyle bir durum en çok ticaret yapan basta Çin olmak üzere Asya ülkelerinin basına çorap örer. Herhalde yönetimden birinin akli başına çabuk geldi ki daha fazla üstüne gitmediler.

Sanmayın ki kayıtsız bütçe açıklarını destekliyorum. Harcanan para uzun vadeli büyümeyi desteklediği sürece borç dinamikleri düzelir. Stok sorun gibi görünse de akim acısından sorun olmaz. Ancak maalesef devlet harcamalarının uzun vadeli büyümeyi desteklediği konusunda şüphelerim var. Bu konuda Obama yönetiminin ivedi adımlar atması lazım. Kısa vadede ABD’de verimlilik rakamları çok güçlü. Fakat bunların uzun vadede devamı konusunda şüphelerim var.

Tuesday, 9 February 2010

“CME’de Euro short pozisyonlar $8 milyara dayandı” Financial Times

Bu haber Euro için hem iyi hem de kötü. Kısa vadede rekor short pozisyonları gören biraz Euro alımına geçebilir ama…

Tarafsız olmaya çalışıyorum ve tekrar tekrar üzerinden geçiyorum neden dolar sevdiğimin. Kapitale olan getiri farklılıklarının doları nasıl desteklediğini gecen hafta izah ettim. Simdi de Euro açısından bakalım. ECB, Almanya ve Fransa’nın Yunanistan’la ilgili gördüğüm kadarıyla iki seçeneği kaldı:

• Kurtarılmasın: Bu durumda Yunanistan çok kısa bir sürede Euro’dan çıkıp kendi para birimini ilan eder ve bu arada çok ciddi bir devalüasyon yaşar. Gecen sene sonu ECB’nin yayınladığı araştırmaya dayanarak hatta AB’den bile çıkacağını soyliyebiliriz. AB tarafından bakıldığında bunun aslında daha çok Eurozone’nun kurumsal yapısındaki sorundan kaynaklandığı netleşir. Sonuçta bütün Euro kavramı tekrar gözden geçirilir. Böyle olmasa bile ECB baksa ülkelerin de (ne de olsa artik hepsi PIGS: Portugal, Ireland, Greece, Spain) ayni akıbete uğramaması için Euro’nun zayıflaması gerektiği kararına varır. Bütün bu süreçte dolar tırmanmaya devam eder.

• Kurtarılsın: Ciddi bir para enjeksiyonu ile Yunanistan içinde bulunduğu mali çıkmazdan kurtarılabilir. Bu da dolar destekleyici bir senaryo.

Sonuçta dolara karsı fazla değer kazanan ülkelerde/bölgelerde uzun vadede ciddi problemler doğuyor. Hala doların yakin zamanda rezerv para pozisyonunu kaybedeceğini düşünen var mı?

Bütün bunlar olurken…

Frankfurt havaalanında uçak bekliyorum. Karşımda bir beyin elindeki dergiye gözüm takıldı. Citibank’dayken benim de arada yazı yazdığım Almanca Focus dergisi. Kapağında “Mr Inflation” yazıyor. Yanında da Ben Bernanke’nin resmi.

Hayretler içinde kaldım. Almanlar bu ortamda gerçekten enflasyon endişesi içindeler ve kapaktaki resimden de anlaşılacağı gibi gelecek enflasyon için Bernanke’yi suçluyorlar. Tabir-i caiz ise “köy yanar kahpe taranır”. Hem yazıyı yazan hem de dergiyi çıkaranlar ya borç deflâsyonu konseptini duymamış ya da son zamanlarda para arzı rakamlarına hiç bakmıyorlar.

Şu an piyasalara borç deflâsyonu riski hakim, enflasyon değil. Devamlı yazıp söylüyorum, enflasyon/deflasyon ille de mal ve servis fiyatlarında olacak değil.

Her fırsatta merkez bankalarının para basmasından bahsediliyor. Bu basılan paranın krediye dönüşüp reel ekonomide yüksek talep yarattığına dair bir delil var mı? Aksine gelişmiş ülkelerde para arzı rakamları küçülmenin esiğinde.

Gelişen ülkeler başka hikaye. Maalesef onlar batıdan gelen müziğe kendilerini fazla kaptırmışlardı. Enflasyon orda biraz daha on plana çıkıyor.

Tuesday, 2 February 2010

On Eurozone Adjustment (English)

I have mentioned several times on various media of one of the trades off we learned from successive crises: deflate or devalue. Thus I often called exchange rates as part of the solution rather than part of the problem. A country under pressure to adjust imbalances in its economy can allow its currency to depreciate to absorb some of the burden of that adjustment a la UK recently. Below is the openning paragraph from Martin Wolf`'s FT article dated January 5, 2010 on how Eurozone countires cope given fixed exchange rate regimes. I wanted to share this as I am asked too many questions on Greece and Euro. I would recommend all to make time to read the rest of this article.

"What would have happened during the financial crisis if the euro had not existed? The short answer is that there would have been currency crises among its members. The currencies of Greece, Ireland, Italy, Portugal and Spain would surely have fallen sharply against the old D-Mark. That is the outcome the creators of the eurozone wished to avoid. They have been successful. But, if the exchange rate cannot adjust, something else must instead. That “something else” is the economies of peripheral eurozone member countries. They are locked into competitive disinflation against Germany, the world’s foremost exporter of very high-quality manufactures. I wish them luck...."

Monday, 1 February 2010

Enflasyon, Faiz ve Kur

Önümüzdeki haftalar gelişen ülke para birimleri dolara karşı güçlenecek diyen analistlerin teste tutulma zamanı olacak. Tahmin edebileceğiniz gibi bir dollar bull olarak ben bu fikre katılmıyorum.

Enflasyonun ve faiz arttirimlarinin basta Asya olmak üzere genelde gelişen ülkelerde, gelişmişlere göre çok daha erken ortaya çıkacağını sık sık vurguluyordum. Bence gecen ayin enflasyon rakamları Asya merkez bankalarının geç bile kaldığını gösteriyor. Asya yine ayni hatayı yaptı ve büyümeyi enflasyona tercih etti. Bizde de durum çok farklı değil.

Artan faizlerin bu ülkelerin kurlarını destekleyeceğini düşünüyor analistler. Ancak ben genelde faiz farklılıklarının kurları oynatmadığı kanaatindeyim. Bu teori kriz başından beri, bırakın egzotik kurları, dolar/Euro paritesinin akil almaz salınımlarını açıklamakta güçlük çeker.

Her ekonomik döngüde beni en çok şaşırtan kapitale olan getirinin (return on capital aka ROC) tamamen bir dışsal faktör olarak algılanması. Oysa ekonomik durgunluktan çıkış ROC’deki düzelmeyle baslar. Kapitale olan getirinin artması da o ülkeye (sektöre yada şirkete) para girişine neden olur. ABD’de ROC’un neden sürpriz bir şekilde yükseleceğini birçok kez yazdım ve TV’de anlattım. Bence dolardaki güçlenmenin ana nedenlerinden biri de bu.