Wednesday, 27 May 2009

Volatility Alma Zamani

Su an piyasalar biraz bicak ustunde. Her ne kadar bogalar her cikan veriyi olumlu yorumlasalarda son gunlerde bahsettigim gibi risk-getiri terazisi daha bir dengede. Ancak VIX endeksine bakilirsa piyasa bunu bu sekilde algilamiyor. Yani tek yon yukari haraket etmeme sansinin dogdugu ve dalgalanmalar olacak gibi gorundugu bu ortamda volatility cok ucuz. Alabilenlerin portfoylerine bu seviylerde volatility eklemelerini oneririm.

En azindan volatility short olanlar bu pozisyonlarini ivedilikle kapatsin.

Hisse senedinde olan ve piyasalarin asagi dogru kirilabilecegini dusunenler ise bu seviylerde "out of the money put option" alabilirler.

Gercekten bicak ustunde su an hersey. Temel gostergelerle ilgili daha detayli yazicam.

Gunun Fikrasi -- Marc Faber'dan

Cocugun biri berber dukkanina girer. Berber musteriye fisildayarak "bu dunyanin en aptal cocugu, simdi bunu sana kanitliyacam" der. Bir eline 1 dollarlik kagit para koyar, oteki eline iki ceyrek (50 cent) ve cocuga secmesini soyler. Cocuk 2 ceyregi alir ve dukkandan cikar.

Berber musterisine doner ve "demedim cok aptaldir" der.

Isi biten musteri disari cikar ve sokakta cocugu elinde dondurmayla gorunce dayanamaz sorar: "Neden 1 dolar yerine 2 ceyregi sectin?"

Cocuk dondurmasini yalayarak "o 1 dolari aldigim gun oyun bitmis demektir" diye cevap veririr.

Thursday, 21 May 2009

“CIK” fazla olmus

3 hafta önce Ekonomist dergisine yazdığım yazıda (aşağıda) “Boğacık” piyasasında olabileceğimizi belirtmiştim. Burda “cık” bölümü gereksiz olmuş. Son haftalarda piyasalarda yaşadığımız tırmanış beni bile şaşırttı. Birçok stratejist buna hala ayı piyasası rallisi dese de boğa piyasası yaşıyoruz sanki.

O yazıda belirttiğim gibi geçen sene sonunun çok karamsar ruh halinden bir anda çok iyimserliğe geçildi. Bunda da en büyük etkenin dördüncü çeyrek karamsarlığınn getirdiği feci ekonomik beklentilerin ardından gelen rakamların pozitif sürprizlere yol açmasıydı. Mart başında rahat bir şekilde özellikle hisse senetlerine “al” vermemin nedeni değerlemelerin düşük ve risk alma eğiliminin dip yapmış olmasından kaynaklanıyordu.

Geldiğimiz noktada artık “tahminlerimizden daha iyi” diyebileceğimiz veri sayısı giderek azalmakta. Yani iyimser beklentiler sanki hızla tahminlere yansıdı. Bununla birlikte artık hisse senetleri için ucuz demek de biraz zor. Risk alma eğilimi de 2004 senesi seviyelerine tırmandı. Piyasalar hakkında olumlu olmama rağmen biraz kar realizasyonu olsun dileğimin kaynağında bunlar vardı. Daha kenarda piyasaya girmeyi bekleyen çok para var ancak “bu seviyelerden ne alınır?” sorusu sıkça sorulmaya başlandı. Analistler de “çok çıkmayan sektör ve hisse” arayışına girdi.

Bunlar artık risk-getiri terazisinin dengeye geldiğini söylüyor bize. Burdan artık çıkmaz demek doğru olmaz ama piyasalar bu seviyelerde artık kırılgan konuma geldi. Yani getiri başına risk yükseldi.

Burda gelişmekte olan ülkelere ayrı bir parantez açmak lazım. Baharla beraber gelen “filizlenme” yerini “ayrışma (decoupling)” hipotezine bıraktı. Hatırlarsanız bu ayrışma Ağustos-Ekim 2007 ayları arası çok modaydı. Gelişen ülkeler kendi yerli talepleri doğrultusunda bu krizden etkilenmiyeceklerdi. Ama globalleşme çarkı tersine dönünce hiçbir ülke tam anlamıyla krizden kaçamadı. Şimdi aynı konsept krizden çıkış için öne sürülüyor.

Ben krize girişte bu işe pek inanmadığımı televizyonda birçok defa dile getirmiştim. Ama şimdi decoupling’e daha olumlu bakıyorum. Çünkü artık sapla samanı birbirinden ayırma zamanı geldi diye düşünüyorum. Yani kredi daralmasından (credit crunch) etkilenen ve önünde ciddi bir borç azaltma (de-leveraging) gereği olan ülkelerle, sadece kredisizlikten zarar gören ülkeler arasında bir ayrım yapılmalı ileriye dönük olarak. Bu ayrımı yapmamızı sağlayan en önemli faktör de merkez bankalarının piyasa müdahaleleri sonucu krizin o kısmının bitmesi oldu. Birinci grup uzun vadeli bir tasarruf arttırma sürecinden geçecek. Bu gruba birçok G7 ülkesini koyabiliriz. Öteki grupta ise gelişen ülkeler var. Gelişen ülkelerin arka arkaya gelen Asya, Rusya, Brezilya krizlerinden ötürü pek aşırılığa kaçacak zamanları olmadı. O yüzden bu grupta kriz, çok ciddi ekonomik politik hataları yapılmadığı takdirde, ülkemizde olduğu gibi sadece bariz ekonomik dengesizliklerin düzeltilmesiyle sınırlı kalacak fikrindeyim. Bunların da büyük bir kısmı gerçekleşti. Kalkınma (recovery) ivedilikle gelmiyecek ama uçurumdan hızla uzaklaşıldığı kesin.

Bütün bunların neticesinde de aşağıdaki grafikte görüldüğü gibi gelişen ülke hisse senetleri gelişmiş ülkelere göreceli olarak çok iyi performans sergiledi ve bu hipotezin ilk ortaya çıktığı 2007 sonu rakamlarını yakaladı. Bu göreceli seviyeler aynı zamanda Meksika krizi öncesi "gelişen ülkelerin keşfi" seviyelerine de çok yakın...


Bunların ışığında gelişen ülkelerin bu olumlu makro ekonomik tabloya rağmen kısa vadede kötü haberlere karşı biraz daha kırılgan olduğu söylenebilir.

Aslında G7 ülkelerinin gelişen ülkelerden öğrenecekleri çok şey olduğunu düşünüyorum. Çünkü önlerindeki en büyük makro ekonomik sorun borç dinamikleri olacak. Türkiye, Rusya ve Latin Amerika bu konuda tam anlamıyla uzman. G7 ise son elli yılda böyle bir sorunla karşılaşmamış. Bir de yaşlanan nüfuslar eklenince sorunlar daha da büyük bir boyut kazanıyor. Gelişen ülke göreceli ekonomik ve piyasa performansı orta ve uzun vadede de devam edecek. Sadece kısa vadede biraz dikkatli olmak lazım.

Tuesday, 12 May 2009

Correcting Imbalances and Markets

Today's US Q1 trade data, which was wider than expected spells very clearly that economic activity in the US continues to be weak. First quarter import numbers are down at an annualised rate of over 50%. Exports fared slightly better was very weak indeed falling at 45.4% annualised rate.

We are going through a text book correction in global imbalances. Nobody should expect all imbalances to be addressed. Saving-investment gaps in each country can hardly be equal to reach a perfect equilibrium. In the mantime though one should bare in mind that improvement of the US deficit means some other countries' external position is deteriorating. This part of trade is a zero sum game. As Krugman commented China's trade surplus needs to fall to contribute to the process. This is partly a currency issue but partly domestic demand. No one can blame China for not supporting domestic demand. However, export industries are also getting a boost to ensure mass unemployment does not lead to socail unrest.

Equally in the US this data may put a dent on the green shoot theory. However, given markets' current mood weak numbers will be shrugged off relatively quickly. In fact these numbers will probably be taken as "historical" and markets are now "looking forward". As such Jean-Claude Tricthe yesterday declared that global economy was at an "inflection point". So officials -- even the very conservative ones -- now believe worst is behind.

As per my earlier notes nothing falls at a straight line and rate of change of decline bound to have improved at some stage. So no surprises there. Equally though the world economy is clearly lacking in drivers to generate a sustainable growth rate in the next few years. At some stage this will dawn on the markets and will spell the end of the current rally. It will probably coincide with most economist/analyst turning positive. However, for now we shall enjoy the journey. Sure it would have been great to see some consolidation before heading higher to bring in new buyers but we simply can not have everything.

I will be on the look out for signs of fatigue in market activity. At this juncture we are struggling to find new stock ideas to add to the portfolios. This suggests markets are getting a bit heavier. Perhaps it makes sense to put some stop losses at this stage. Risk-return trade o is getting more balanced at these levels.




Finally we've started hearing a lot about emerging markets de-coupling. You can see the result of this thesis in the chart from Bloomberg which shows MSCI emerging market v developed market equities. As it is clear from the chart we are back to 2007 highs, which were sustained for a while under the same argument. Clearly EM is in much better shape then DM but this was the argument that brought us to the highs back in October 2007.



Wednesday, 6 May 2009

Bazi Sorulara Cevaplar

Ekonomist yazimin ardindan bayagi bir soru yagmuruna tutuldum. Dogaldir. Sonucta piyasalarin bu kadar cikmis olmasi ve benim genel anlamda global ekonomik tahinlerimin cok ic acici olmadiginin bilinmesi boyle sorulari gundeme getiriyor.

Risklerden basliyalim o zaman. Kisa vadede en buyuk risk domuz gribi. Onu da fiyatlamak cok guc. Onun disinda ABD'de banka stress test sonuclari var. Ben bu stress testi hic anlamadim bastan beri. Ne geregi vardi diye dusunuyorum boyle ulu orta bu isi yapmanin. Tamam seffaflik iyi birsey ama bu prosedur mevcut denetim cercevesini zora sokuyor. Banklar zaten sermaye yeterlilik ve likidite gerekleri yerine getirmkle yukumlu. Neden ayri bir test? Bir de adi verilmeyen 19 banka. Bari 20 civari deselerdi. Sonucta bu plan bastan kotuydu. Sonuclarinin piyasa etkisini kestirmek zor. Dun Bank of America'nin sermaye ihtiyaci icin buyuk rakamlar sizdi ama piyasa cok ezilmedi. Bu ikisi disinda tabi ki ekonomik rakamlarin kotu gelme sansi var. Ama su anda piyasa son yazimda belirettigim gibi felaket senaryolarini fiyatladigindan biraz duyarsiz bu rakamlara.

Birkac ay once televizyonda deflasyonist risklerden konusurken deflasyonu ikiye ayirmistim. Birincisinin genel anlamda fiyatlarin dusup alcak seviylerde alici bulmasiyla normal bir ekonomik dongunun ortaya cikmasindan bahsetmisitim. Ikinicisi ise daha "yapiskan" defalsyon. Bu versiyonunda fiyatlarin dusmesine ragmen talebin geri gelmemesi olarak tanimlamistim. Yani toplam taleb dusuk devam ediyor. Kapasite fazlasi devamli artark devam ediyor ve ozellikle bu sefer asiri karlilik borc deflasyonunu gundeme getiriyor. Issizlikle beraber nominal gelirler de geriliyor.

Su ara enflasyon rakamlarinin eksiye gecmesine ragmen piyasalar ilk bahsettigimiz deflasyonun olacgini tahmin ediyor. (Hatta enflasyon ger gelebilir endisesi duyanlar bile var). Bunun dogru olup olmadigini ancak Eylul-Ekim aylarinda anlmaya basliyacagiz. O zaman hala fiyat endeksleri dusus trendi icinde olursa Nouriel'in son kehaneti gerceklesebilir.

Bu arada imalatin merkezi olan Asya'dan olumlu haberler geliyor. Cin'daki akil almaz mali politikalar ve kredi buyumesinin yarattigi yeniden stoklama sureci butun Asya ve bazi diger gelisen ulkeler icin kisa vadede iyi bir talep yaratti. Global ekonminin oncu gostergesi olarak kabul edilen bu ulkelerden gelen olumlu haberler de piyasalarin deflasyon riskini cok kale almamalarina neden oluyor.

Uzun vadeye baktigimizda benim global ekonomi icin uzun sure trend alti buyume tahminim ve onun beraberinde getirdigi riskler devam ediyor. Ancak ben her zaman kotu haberlere ragmen tirmanan piyasalari cok daha saglikli bulurum.

Gonul isterdi ki cok daha uzun vadeli yatirim stratejileri yapalim. Ama icinde bulundugumuz durumda belirisizliker cok yuksek. Onumuze cikan firsatlari mumkun oldugunca degerlendirmeye calismamiz lazim. Butun taslarin yerine oturmasini beklemek isteyen yatirimcilarin onumuzdeki birkac sene yatirimdan uzak durmalarini tavsiye ederim.

More on Swine Flu

Swine Flu continues to be one of the biggest risk factors for the current rally.

Sunday, 3 May 2009

Ekonomist Dergisi 3 Mayis Tarihli Yazim

Bilenler, bilmeyenler ve cetveller

Neden günümüz ekonomistleri başarılı teoriler üretemiyorlar da hep geçmişe dönmek zorunda kalıyoruz? Bütün teoriler üretildi de artık sadece eskilerden dem vurmak mı kaldı zamane ekonomistlerine? Krizle ilgili bir sürü kitap aldım günümüz ekonomistlerinin yazdığı. Ama hepsinde de Keynes, Marx, Galbraith, Adam Smith gibi isimlerden kotasyonlar var. Anlaması zor. O günlerde yaşamadım ama şu an ki kadar çok ekonomistin olduğunu da sanmıyorum. Demek ki teorik değil de piyasa ekonomisti olmak moda günümüzde.
Şu anda en çok izlenen ekonomistler şüphesiz “krizi bilenler”. Tabii merak ediyorum krizi bilenler, krizden çıkışı da bilenler mi olacak? Yine bu krizi bilenler acaba son haftalarda piyasalardaki çıkış hakkında ne düşünüyorlar? Krizi bilemeyenler 2007-2008 döneminde inkar içindeydi. Ta ki Lehman batana kadar. Ardından çıktı cetveller. “Bu sertlikle iniş devam ederse…” diye başlayan cümleler, aşağıya doğru iki noktanın cetvelle birleştirilmesiyle birlikte feci bir ekonomik trend çıkardı ortaya. Son günlerde çıkan ekonomik verilerin “tahminlerden daha iyi” olmasının nedeni de bu cetvel olayı. Çünkü çok karamsar tahminler vardı ortada. Sadece ekonomistler için değil şirket analistleri ve şirket kârları için de aynı şey söylenebilir. Orada da karamsarlık diz boyuydu. “İkinci türevler pozitife döndü” çok duyduğumuz bir argüman bu günlerde. Yani düşüş hızı düştü deniyor. Doğrudur. Hayat cetvelle çizilmediği için aynı hızla düşme riski azdı zaten.

İşimiz strateji olduğu için bütün bunlara “piyasaları nasıl etkiler” açısından bakalım. Geriye dönersek mart ayında olumluya dönmem, G-20 zirvesinden IMF’ye daha fazla kaynak aktarılacağını düşünmemdendi. Bu paranın büyük bir kısmının Doğu Avrupa ve batık Baltık ülkelerine gidecegini, bunun da bir taraftan gelişen ülke öte yandan da Euro risk primini düşüreceğini tahmin ediyordum. Bu bağlamda uzun bir zamandan sonra dolar alınması gerektiği fikrimi askıya almıştım. Bütün bunlar piyasalardaki ilk hareketi başlattı.

Rallinin akibeti

“Feci senaryo” önlendi gibi. Ancak bu ikinci türevin düzelmesinin şirketler üzerinde etkisini irdelemek lazım. Bence bunu en iyi kapasite kullanım oranı açıklar. İmalat sektöründe kârlılığın en kolay göstergesidir. Resesyona girildiğinde bu sektörde ciddi bir kapasite kullanım sorunu başlar. Örneğin bu döngüde “yeterince mal yok” der ve enflasyon endişesiyle boğuşurken, bir anda ciddi talep düşüşü yaşandı.
2007’de yüzde 100’ün üstünde kapasiteyle çalışan bir imalat şirketi 2008 sonunda yüzde 50’lere düştü. Rakiplerine göre yüksek maliyetli bir şirketse çok daha fazla hissetti talepteki daralmayı kârlılık açısından. Bu bağlamda 2007’de süper kâr yapan şirketler bir anda zarar etti. Bundan sonrası hep aynı. Hayatta kalma mücadelesinde maliyetler azaltılır, stoklar eritilir. Tam bu sırada da ekonomideki düşüş hızı yavaşlar (ikinci türev). Yeniden yapılanmış şirket bir anda kapasite kullanım oranını diyelim ki yüzde 70’e çıkarır. Sonuçta da kârlılıkta beklenmedik bir artış olur. Bütün bunlar ekonomik büyümenin hala çok düşük ve stresin kısmen devam ettiği bir ortamda gerçekleşir. Piyasa da kısa vadede kârlılıklardaki negatif revizyonları göz ardı edip yeni senaryoyu fiyatlar. Tabii sürdürülebilirlik önemli. Yani eğer ekonomik büyüme sürdürülebilir şekilde geri gelmezse er yada geç kapasite kullanımı ve akabinde kârlar düşecektir.

Boğacık

O kadar çok ayı konuştuk ki insanın başka şey yazası gelmiyor. Fakat hala “bu ayı piyasasında bir ralli, biter”, “temel verilerle desteklenmiyor”, “Mayısta sat ve git yakında devreye girer” gibi şeyler duydukça daha bir olumlu oluyorum. Bunların hepsi bu çıkışa katılmayanların hala çok olduğunu gösteriyor. Katılanlar da eli vermiş kolu kaptırmamaya çalışıyor. Bu yukarıdaki söylemleri duyana kadar ben de daha temkinliydim. Şimdi ciddi çıkışa rağmen biraz daha rahatım. Ama yine de elim boğa piyasası yazmaya gitmiyor. Boğacık desek? Tahminim yakında cetveller yukarı doğru çıkan trendler çizmeye başlar. O zaman satma zamanı geldi demektir.

Riskler? Domuz gribinin salgın hastalık (pandemik) haline gelmesi, banka stres test sonuçları, verilerin tekrar “tahminden kötü” olması… Ama piyasa son haftalarda çıkan olumsuz haberlere omuz silkmeyi yeğliyor. Portföylerde biriken nakit biraz risk alma yönünde kullanılıyor. Kısa vadede sağlıklı bir kâr realizasyonu olmasını yeğlerdim ama bunu beklerken bu ralliyi kaçırma şansı var. Zaten yükselişteki hızlanma, dışarıda kalanların kol kesip piyasaya dalmasından.